hautdroite2.gif (179 octets)

Ataturquie

A TA TURQUIE, Association socio-culturelle

OLUSUM / GENESE  -  EDITO

2002 2001 2000 1999 1998 1997 1996
1995 1994 1993 1992 1991 1990 1989
   

________________A n n é e   2 0 0 0________________

   

--- Retour ---

 
EDITO N° 66-67
Murat V. ERPUYAN
(Français & Turc)

*** VERSION FRANCAISE ***

 

Entre un passé glorieux et le sentiment d’être mal compris

Paris a fait la connaissance, au printemps dernier, grâce à deux expositions, de deux aspects de l’art turc. Il s’agissait de la calligraphie turque et de la céramique ottomane. Les parisiens ont pu admirer des chefs-d’oeuvre de ces deux domaines d’art parce que deux hommes, parmi les plus fortunés de Turquie, mais aussi mécènes et philanthropes, déploient depuis des années des efforts pour les faire connaître et pour préserver le patrimoine culturel turc. Les oeuvres de l’exposition " Calligraphies ottomanes " venaient de la collection de Sakip Sabanci et celles des " Splendeurs de la céramique ottomane " de la collection de Inan Kiraç et son éposue Suna Kiraç. Les céramiques du Musée Sadberk Hanim ont été exposées au Musée Jacquemart-André et les oeuvres calligraphiques du Musée Sakip Sabancı au Musée du Louvre. Sans la générosité de ces deux hommes d’affaires nous n’aurions pas pu découvrir en France ces facettes de l’art turc.

Personnellement, j’ai eu l’occasion d’être témoin de la grande joie de Monsieur Sakip Sabanci, de voir ces pièces de grande valeur prendre place dans les salons du Musée du Louvre après un séjour fort réussi au Metropolitan Museum of Art de New-York.

Pensant qu’un certain nombre de nos lecteurs n’ont pas pu profiter de l’occasion pour aller les voir et grâce à la compréhension et autorisation de Madame Arzu Cekirge Paksoy qui entoure Monsieur Sabanci pour ses actions culturelles, nous avons décidé de publier l’article de Monsieur M. Ugur Derman, maître calligraphe et professeur à l’Université de Mimar Sinan ainsi qu’à l’Université de Marmara, avec sa traduction française qui a paru dans le catalogue édité par le Musée du Louvre à l’occasion de l’exposition. Ainsi, nous avons souhaité sensibiliser à cet art, en particulier nos jeunes lecteurs.

Sous la rubrique, Regards Croisés nous publions deux articles de presse parus à la suite des événements à Istanbul, à la veille du match de football entre Galatasaray et Leeds United. Car, les deux chroniqueurs reflètent la vision des Turcs à l’égard de l’Europe. Comme il a été maintes fois souligné dans ces pages les relations entre l’Europe et la Turquie nous intéressent de très près ; parce que, à nos yeux, cette publication appartient à ces deux espaces, parce qu’elle veut créer des passerelles entre les deux populations, parce qu’elle essaie d’être le témoin de la gestation socio-culturelle de la population originaire de Turquie installée en Europe depuis une quarantaine d’années dont le nombre dépasse largement deux millions de personnes.

Le football est le sport le plus populaire en Turquie et le sens de la victoire de chaque équipe turque ou de l’équipe nationale face aux européennes dépasse largement le cadre d’un événement sportif. Sur la scène européenne les équipes turques jouent comme chez eux car des centaines, des milliers de supporters parcourent des centaines de kilomètres pour venir les soutenir. La victoire assure un certain réconfort chez les Turcs de l’Europe, leur fait oublier les multiples frustrations générées par leur statut d’immigré ou en raison de leur appartenance à la Turquie.

La lecture des articles de Messieurs Dogan et Soysal révèle un sentiment de mal compris, de mal aimé ; une perception de discrimination due aux préjugés du passé, d’une approche hypocrite vis-à-vis de la Turquie, une ingratitude face à une fidélité sans faille pour l’Occident... *

Ces sentiments méritent une analyse approfondie et doivent être pris en compte dans les difficiles relations turco-européennes.

Dans ce numéro d’OLUSUM/GENESE vous lirez les vers de son poète le plus jeune depuis qu’elle paraît. Il s’agit de Mikail Kiliç qui a huit ans et qui s’est vu attribuer le lauréat d’un concours d’écriture auquel ont participé quelques vingt mille écoliers... Nous en sommes fiers et heureux.

 

* Trois exemples me reviennent à l’esprit pour illustrer la fidélité en question :

1- La Turquie avait envoyé des troupes militaires en Corée qui sont revenues au pays en y laissant de nombreux martyrs, alors que ce conflit ne le concernait pas de près. 2- La Turquie avait voté contre l’indépendance de l’Algérie en solidarité avec le camp occidental alors qu’elle est issue, elle même, en 1923, d’une guerre d’indépendance. 3- L’embargo contre l’Irak a privé la Turquie du premier partenaire économique et d’un bon client, tout en la privant du pipe-line qui lui apportait des revenus non négligeables - l’estimation des pertes de la Turquie varie entre trente et soixante milliards de dollars -.


*** VERSION TURQUE ***


Parlak bir geçmiş ile anlaşılamamış olma duygusu ararasında

Paris, geçtiğimiz ilkbaharda, iki kapsamlı sergi sayesinde Türk sanatının iki değişik ifadesiyle tanıştı : Türk Hat Sanatı ve Osmanlı Seramikleri Şaheserleri. Paris’liler bu iki değişik dalda sergilenen eserleri görebildiyseler bunu Türkiye’nin en varsıl ama aynı zamanda da sanat destekleyicisi, sanatsever ve yıllardır Türk sanatının varlığını korumak için çaba sarfeden iki ailesine borçlular. Louvre Müzesi’de sergilenen Hat Sanatı eserleri Sakıp Sabancı’nın, Jacquemart-André Müzesi’nde sergilenen Osmanlı Seramikleri ise İnan ve Suna Kıraç’ın koleksiyonlarından geldi. Bu işadamlarının desteği olmasaydı, Türk sanatının tarihsel ve ilginç yönlerini Fransa’da tanıtmak olanağı kolay kolay bulun-mazdı.

Sayın Sakıp Sabancı’nın, koleksiyonundaki değerli eserlerin New York’daki Metropoliten Müzesi’nden sonra Paris’te Louvre Müzesi’nde sergileniyor olmasından duyduğu sevinci bizzat kendi gözlerimle gördüm.

Birçok okurumuzun Türk Hat Sanatı sergisini görme olanağını bulamadığı düşüncesiyle ve Sayın Sabancı’nın kültürel faaliyetlerine kendisine yardımcı olan Sayın Arzu Çekirge Paksoy anlayış ve izinleriyle bu konuya elinizde tuttuğunuz sayıda geniş bir yer vermeğe karar verdik. Böylece, Mimar Sinan ve Marmara Üniversiteleri Profesörü, bu konunun en değerli uzmanlarından, kendisi de hattat Sayın M. Uğur Derman’ın yazısını, özellikle de genç okuyucularımızın dikkatlerine sunuyoruz. Bu makalenin Fransızca örneği sergi sırasında Louvre Müzesi’nin yayınladığı katalogda da yer almıştı.

Karşılıklı Bakışlar bölümümüzde, İstanbul’da Galatasaray ile Leeds United arasında oynanan futbol maçından önce meydana gelen olay ve bunun algılanması üzerine gazetelerde çıkan iki makaleyi bulacaksınız. Çünkü, yazarların görüşleri Türklerin Avrupa’ya bakış açılarını gayet özlü bir şekilde yansıtıyor. Daha önce de bu satırlarda defalarca yazıldığı gibi Avrupa - Türkiye ilişkileri bizi çok yakından ilgilendiriyor. Çünkü, bu yayın her iki alana da ait, iki alan arasında köprüler kurmağa çalışan, kırk küsur senedir Avrupa ül-kelerinde yaşayan Türkiye kökenli göçmenlerin (günümüzde Türkiye kökenli olup ta Avrupa’da yaşayanların sayısı iki milyondan çok fazla...) konumlarına, sosyal ve siyasal olgunlaşmalarının aktif bir tanığı olma isteği ve amacında.

Futbol, birçok yerde olduğu gibi Türkiye’de de halkın en ilgi duyduğu spor. Türk ekiplerinin ve Ulusal takımın başarılarının anlamı sporun sıınırlarını aşıp başka anlamlar yükleniyor. Avrupa ülkelerinde Türk ekipleri sanki kendi sahalarında gibi oynuyorlar, onlara destek vermek için harekete geçen Türkiye kökenliler yüzlerce kilometre kattetmekten kaçınmıyorlar. Yengi, özellikle Avrupa’da yerleşik Türklerde bir rahatlık yaratıyor, onlara göçmen olmaktan ya da Türk olmaktan kaynaklanan sıkıntılarını unutturup, gururlanma olanağı tanıyor.

Sayın Yalçın Doğan ile Mümtaz Soysal’ın yazıları, anlaşılamamışlık ve sevilmezlik hissini yansıtıyor ve tarihsel geçmişten gelen önyargıların beslediği bir ayrımcılığa uğramışlık duygusuna değiniyor, Batı’ya bunca bağlılığa rağmen nankörlük olgusuna parmak basıyor... *

Bu duygular Avrupa ile Türkiye arasındaki zor ilişkiler kapsamında incelenmeği gerektiriyor.

OLUŞUM/GENESE’in bu sayısında bugüne kadar şiirlerini yayınladığımız şairlerin en gencini bulacaksınız : Mikail Kılıç sekiz yaşında. Şiir defterindeki şiiri, Fransa’da ilkokul öğrencileri arasında düzenlenen bir yarışmada yirmi bin öğrenci arasında farkedilerek, ödüllendirildi. Bundan sevinç ve gurur duyduk.

 

* Gerçekten de Türkiye’nin Batılılar tarafından pek de dikkate alınmayan Batı’ya bağlılığına üç keskin örnek geldi aklıma :

1- Türkiye, Batı’nın yanında olduğunu vurgulamak amacıyla, kendisini hiç de yakından ilgilendirmediği halde Kore’ye asker gönderdi ; Amerikan askerlerinden sonra en çok şehit veren ülke oldu.

2- Türkiye 1923’de kendisi bağımsızlık savaşı vererek Cumhuriyet’i kurmasına karşın, Cezayir’in bağımsızlığına, Batı ile dayanışma içinde olabilmek için karşı oy kullandı.

3- Son olarak da, Irak’a Batı’nın uyguladığı, ama zaman zaman yine kendisinin deldiği ambargoya sıkı sıkı bağlı kalarak, kendini birinci ticari partönerinden etti, önemli gelir elde ettiği petrol boru hattını kapattı - uzmanlar bu ambargo yüzünden Türkiye’nin kaybını otuz ile altmış milyar dolar olarak hesaplıyorlar-.

  

 

[Présentation] [Press-Book] [Album] [Activités] [Actualités] [Nous Contacter] [Olusum/Genese]
[Dossier O/G] [Editions A TA TURQUIE] [Bibliographie] [Bibliothèque] [Poésies] [Hommage] [Galeries]
[Exposition] [Manifestations] [Annuaire] [Annonces] [Informations] [Liens] [Carnet Rose] [Quoi de Neuf]

Copyright 1999-2000 © Site créé par ATATURQUIE
Tel : 03 83 37 92 28 / Fax : 03 83 37 83 30 / poste@ataturquie.asso.fr
Webmaster :
Dominique SOUTREL
Site optimisé en 1024 x 768 pour Microsoft Internet Explorer 5

basdroite.gif (174 octets)