EDITO N° 66-67
Murat V. ERPUYAN
(Français & Turc)
*** VERSION
FRANCAISE ***
Entre un passé glorieux et le sentiment dêtre mal compris
Paris a fait la connaissance, au printemps dernier, grâce à deux
expositions, de deux aspects de lart turc. Il sagissait de la calligraphie
turque et de la céramique ottomane. Les parisiens ont pu admirer des chefs-doeuvre
de ces deux domaines dart parce que deux hommes, parmi les plus fortunés de
Turquie, mais aussi mécènes et philanthropes, déploient depuis des années des efforts
pour les faire connaître et pour préserver le patrimoine culturel turc. Les oeuvres de
lexposition " Calligraphies ottomanes " venaient de la collection de Sakip
Sabanci et celles des " Splendeurs de la céramique ottomane " de la collection
de Inan Kiraç et son éposue Suna Kiraç. Les céramiques du Musée Sadberk Hanim ont
été exposées au Musée Jacquemart-André et les oeuvres calligraphiques du Musée Sakip
Sabancı au Musée du Louvre. Sans la générosité de ces deux hommes daffaires
nous naurions pas pu découvrir en France ces facettes de lart turc.
Personnellement, jai eu loccasion dêtre témoin
de la grande joie de Monsieur Sakip Sabanci, de voir ces pièces de grande valeur prendre
place dans les salons du Musée du Louvre après un séjour fort réussi au Metropolitan
Museum of Art de New-York.
Pensant quun certain nombre de nos lecteurs nont pas
pu profiter de loccasion pour aller les voir et grâce à la compréhension et
autorisation de Madame Arzu Cekirge Paksoy qui entoure Monsieur Sabanci pour ses actions
culturelles, nous avons décidé de publier larticle de Monsieur M. Ugur Derman,
maître calligraphe et professeur à lUniversité de Mimar Sinan ainsi quà
lUniversité de Marmara, avec sa traduction française qui a paru dans le catalogue
édité par le Musée du Louvre à loccasion de lexposition. Ainsi, nous avons
souhaité sensibiliser à cet art, en particulier nos jeunes lecteurs.
Sous la rubrique, Regards Croisés nous publions deux articles de
presse parus à la suite des événements à Istanbul, à la veille du match de football
entre Galatasaray et Leeds United. Car, les deux chroniqueurs reflètent la vision des
Turcs à légard de lEurope. Comme il a été maintes fois souligné dans ces
pages les relations entre lEurope et la Turquie nous intéressent de très près ;
parce que, à nos yeux, cette publication appartient à ces deux espaces, parce
quelle veut créer des passerelles entre les deux populations, parce quelle
essaie dêtre le témoin de la gestation socio-culturelle de la population
originaire de Turquie installée en Europe depuis une quarantaine dannées dont le
nombre dépasse largement deux millions de personnes.
Le football est le sport le plus populaire en Turquie et le sens
de la victoire de chaque équipe turque ou de léquipe nationale face aux
européennes dépasse largement le cadre dun événement sportif. Sur la scène
européenne les équipes turques jouent comme chez eux car des centaines, des milliers de
supporters parcourent des centaines de kilomètres pour venir les soutenir. La victoire
assure un certain réconfort chez les Turcs de lEurope, leur fait oublier les
multiples frustrations générées par leur statut dimmigré ou en raison de leur
appartenance à la Turquie.
La lecture des articles de Messieurs Dogan et Soysal révèle un
sentiment de mal compris, de mal aimé ; une perception de discrimination due aux
préjugés du passé, dune approche hypocrite vis-à-vis de la Turquie, une
ingratitude face à une fidélité sans faille pour lOccident... *
Ces sentiments méritent une analyse approfondie et doivent être
pris en compte dans les difficiles relations turco-européennes.
Dans ce numéro dOLUSUM/GENESE vous lirez les vers de son
poète le plus jeune depuis quelle paraît. Il sagit de Mikail Kiliç qui a
huit ans et qui sest vu attribuer le lauréat dun concours décriture
auquel ont participé quelques vingt mille écoliers... Nous en sommes fiers et heureux.
* Trois exemples me reviennent à lesprit pour illustrer la
fidélité en question :
1- La Turquie avait envoyé des troupes militaires en Corée qui
sont revenues au pays en y laissant de nombreux martyrs, alors que ce conflit ne le
concernait pas de près. 2- La Turquie avait voté contre lindépendance de
lAlgérie en solidarité avec le camp occidental alors quelle est issue, elle
même, en 1923, dune guerre dindépendance. 3- Lembargo contre
lIrak a privé la Turquie du premier partenaire économique et dun bon client,
tout en la privant du pipe-line qui lui apportait des revenus non négligeables -
lestimation des pertes de la Turquie varie entre trente et soixante milliards de
dollars -.
*** VERSION TURQUE ***
Parlak bir geçmiş ile anlaşılamamış olma
duygusu ararasında
Paris, geçtiğimiz ilkbaharda, iki kapsamlı sergi sayesinde
Türk sanatının iki değişik ifadesiyle tanıştı : Türk Hat Sanatı ve Osmanlı
Seramikleri Şaheserleri. Parisliler bu iki değişik dalda sergilenen eserleri
görebildiyseler bunu Türkiyenin en varsıl ama aynı zamanda da sanat
destekleyicisi, sanatsever ve yıllardır Türk sanatının varlığını korumak için
çaba sarfeden iki ailesine borçlular. Louvre Müzeside sergilenen Hat Sanatı
eserleri Sakıp Sabancının, Jacquemart-André Müzesinde sergilenen Osmanlı
Seramikleri ise İnan ve Suna Kıraçın koleksiyonlarından geldi. Bu
işadamlarının desteği olmasaydı, Türk sanatının tarihsel ve ilginç yönlerini
Fransada tanıtmak olanağı kolay kolay bulun-mazdı.
Sayın Sakıp Sabancının, koleksiyonundaki değerli
eserlerin New Yorkdaki Metropoliten Müzesinden sonra Pariste Louvre
Müzesinde sergileniyor olmasından duyduğu sevinci bizzat kendi gözlerimle
gördüm.
Birçok okurumuzun Türk Hat Sanatı sergisini görme olanağını
bulamadığı düşüncesiyle ve Sayın Sabancının kültürel faaliyetlerine
kendisine yardımcı olan Sayın Arzu Çekirge Paksoy anlayış ve izinleriyle bu konuya
elinizde tuttuğunuz sayıda geniş bir yer vermeğe karar verdik. Böylece, Mimar Sinan
ve Marmara Üniversiteleri Profesörü, bu konunun en değerli uzmanlarından, kendisi de
hattat Sayın M. Uğur Dermanın yazısını, özellikle de genç
okuyucularımızın dikkatlerine sunuyoruz. Bu makalenin Fransızca örneği sergi
sırasında Louvre Müzesinin yayınladığı katalogda da yer almıştı.
Karşılıklı Bakışlar bölümümüzde, İstanbulda
Galatasaray ile Leeds United arasında oynanan futbol maçından önce meydana gelen olay
ve bunun algılanması üzerine gazetelerde çıkan iki makaleyi bulacaksınız. Çünkü,
yazarların görüşleri Türklerin Avrupaya bakış açılarını gayet özlü bir
şekilde yansıtıyor. Daha önce de bu satırlarda defalarca yazıldığı gibi Avrupa -
Türkiye ilişkileri bizi çok yakından ilgilendiriyor. Çünkü, bu yayın her iki alana
da ait, iki alan arasında köprüler kurmağa çalışan, kırk küsur senedir Avrupa
ül-kelerinde yaşayan Türkiye kökenli göçmenlerin (günümüzde Türkiye kökenli
olup ta Avrupada yaşayanların sayısı iki milyondan çok fazla...) konumlarına,
sosyal ve siyasal olgunlaşmalarının aktif bir tanığı olma isteği ve amacında.
Futbol, birçok yerde olduğu gibi Türkiyede de halkın en
ilgi duyduğu spor. Türk ekiplerinin ve Ulusal takımın başarılarının anlamı sporun
sıınırlarını aşıp başka anlamlar yükleniyor. Avrupa ülkelerinde Türk ekipleri
sanki kendi sahalarında gibi oynuyorlar, onlara destek vermek için harekete geçen
Türkiye kökenliler yüzlerce kilometre kattetmekten kaçınmıyorlar. Yengi, özellikle
Avrupada yerleşik Türklerde bir rahatlık yaratıyor, onlara göçmen olmaktan ya
da Türk olmaktan kaynaklanan sıkıntılarını unutturup, gururlanma olanağı tanıyor.
Sayın Yalçın Doğan ile Mümtaz Soysalın yazıları,
anlaşılamamışlık ve sevilmezlik hissini yansıtıyor ve tarihsel geçmişten gelen
önyargıların beslediği bir ayrımcılığa uğramışlık duygusuna değiniyor,
Batıya bunca bağlılığa rağmen nankörlük olgusuna parmak basıyor... *
Bu duygular Avrupa ile Türkiye arasındaki zor ilişkiler
kapsamında incelenmeği gerektiriyor.
OLUŞUM/GENESEin bu sayısında bugüne kadar şiirlerini
yayınladığımız şairlerin en gencini bulacaksınız : Mikail Kılıç sekiz
yaşında. Şiir defterindeki şiiri, Fransada ilkokul öğrencileri arasında
düzenlenen bir yarışmada yirmi bin öğrenci arasında farkedilerek, ödüllendirildi.
Bundan sevinç ve gurur duyduk.
* Gerçekten de Türkiyenin Batılılar tarafından pek de
dikkate alınmayan Batıya bağlılığına üç keskin örnek geldi aklıma :
1- Türkiye, Batının yanında olduğunu vurgulamak
amacıyla, kendisini hiç de yakından ilgilendirmediği halde Koreye asker
gönderdi ; Amerikan askerlerinden sonra en çok şehit veren ülke oldu.
2- Türkiye 1923de kendisi bağımsızlık savaşı vererek
Cumhuriyeti kurmasına karşın, Cezayirin bağımsızlığına, Batı ile
dayanışma içinde olabilmek için karşı oy kullandı.
3- Son olarak da, Iraka Batının uyguladığı, ama
zaman zaman yine kendisinin deldiği ambargoya sıkı sıkı bağlı kalarak, kendini
birinci ticari partönerinden etti, önemli gelir elde ettiği petrol boru hattını
kapattı - uzmanlar bu ambargo yüzünden Türkiyenin kaybını otuz ile altmış
milyar dolar olarak hesaplıyorlar-. |