Kaçan Kuşlar, Göçen Gençler... Erol MANİSALI Cumhuriyet - 01/09/2003 Köyün yakınındaki küçük gölü köylüler kurutmuş. Niyetleri, göl yatağındaki araziyi kullanmakmış. Gölün altındaki araziyi kazanmasına kazanmışlar da gölün suyu için bölgede toplanan kalabalık kuş zümreleri de suyla birlikte ortadan kaybolmuşlar. Su bulacakları başka diyarlara göçmüşler. Köyü çepeçevre, dağ yamaçlarına kadar kuşatan yemyeşil ormanlar da kurumaya başlamış. Kuşlar gidince ormanı böcekler sarmış, ağaçlar hastalanmış. Derken iklim değişmiş, yağışlar azalmış. Sert rüzgârların yolu açıldığı için erozyon başlamış. Kuşların suyunu keserek onları gönderen köylüler tam bir felaketle karşı karşıya gelmişler. Gerçekten yaşanan bu ibret verici olay, Antalya ilinin kuzeybatısında bulunan bir köyde ortaya çıkmış. TRT'nin yayımladığı bir belgesel, olayın bütün ayrıntılarını ortaya koyuyordu. Giden kuşlar ve köye gelen felaket... Ya insanlar giderse... Çekinerek masama yaklaşan genç, ''Hocam izin verir misiniz, oturabilir miyim'' dedi. Yeni mezun bir öğrencimdi, telefonda konuşmuştuk, referans mektubu verecektim. Doktora için Amerika'ya gitmek istiyordu. Son birkaç hafta içinde on beşten fazla referans mektubu imzalamıştım. İçimde tuhaf şeyler hissetmiştim; ya gidip de dönmezlerse düşüncesi hep kafama takılmıştır. Ailelerinden, içinde yetiştikleri toplumdan koparlar mı kaygısı içimde hep bir eziklik yarattı. Yüzlerine açık açık söyleyemezdim, önyargılı sanmalarından, onları suçlu gibi gördüğümü düşünmelerinden korkardım. - Gidenlerin büyük çoğunluğu masraflarını ailelerinin, yakınlarının parası ile karşılarlar. Aileler öderken Türkiye de ödemiş olur. Türkiye'deki ailenin ödediği para Amerika'nın, İngiltere'nin, Almanya'nın kazancı olur. Büyük paralar bunlar. Bir rakama göre 90 bin kişi; yıllık olarak çarpın 50 bin dolar ile, ortalama olarak; çıkan sonuç, Amerika'nın Türkiye'ye yaptığı eğitim hizmeti satışıdır. Az değil yaklaşık 4-5 milyar dolar yılda. Amerika'dan 1 milyar dolar almak için ''neleri sattığımızı'' düşünürsek ödediğimiz eğitim bedeli daha iyi anlaşılır. Gidenlerin bir bölümü de bizim devletin bursu ile giderler ki ödeyen yine Türkiye'dir, (devlet baba'dır) özveride bulunan, yine odur. Gidenler ne yapar? Son 15 yılda gidenler, sonra ne yaptı diye düşündüm. Komşulardan, tanıdıklardan, az tanıdıklardan, uzaktan duyduklarımdan, öğrencilerimden aldığım kartlardan şöyle bir sıraladım kafamda. - Bir kısmı orada kalmıştı. Bir Türk ya da bir ''yerli'' ile evlenip yerleşmişti. Yurt edinmişti oraları; hatta yemin de etmişti. Amerika için, ''Namusum ve şerefim üzerine, ve de Tanrı'nın huzurunda'' diyerek. Kopmuştu ailesinden, eski topraklardan göçen kuşlar gibi, dönmemecesine... - Bir kısmı da oralarda bir işe girip yerleşmişti, eğitimini tamamladıktan sonra; muhtemelen, adı çokuluslu olsa bile oraya kazandıran, bir dev şirkete. Bu şirketin de Türkiye'de yoğun işlerinin bulunması çok olasıdır. Bir ''Türk'ün'' katkısı, böylelikle daha fazla olur, tabii Amerikan şirketi için. Bir tütün şirketi, bir finans şirketi hatta bir televizyon şirketi bile olabilir bu. İnanmayacaksınız ama bir futbol (football) AŞ bile olması mümkündür. Tanıdığım ''Türklerin'' iş bulup çalıştıkları şirketlere göz gezdirdiğim zaman bu şirketlerin genellikle, ''Türkiye'ye kaybettirirken öbür tarafta sürekli kazandıran şirketler olduğunu'' üzülerek gördüm. Aslında üzülecek bir şey yoktu, bu Batı kapitalizminin kuralı idi. Batı'nın bir şirketinde görev alan bir Türk, bir Mısırlı, bir Faslı, kendi doğduğu ülkeye kaybettirmekle yükümlüdür. Bizimki de doğal olarak kurala uyar. Hollywood filmlerinde söylendiği gibi, ''Bu şahsi bir mesele değildir, sadece bir prensip meselesidir'' . Onun için, şahsen üzülmek ve alınmak da gerekmez! Batı kapitalizminin vazgeçilmez bir ilkesidir bu. - İçlerinde, eğitimlerini bitirince hemen Türkiye'ye dönenler de var. Bunlar üniversitede asistan değilseler, genellikle ya ABD ile iş yapan bir yerli firmada veya Türkiye'deki bir ÇUŞ'de çalışmaya başlarlar. - Batı kapitalizminin ünlü kuralı burada da geçerlidir; Bizim eğitimli gencimiz, dışarıya kazandırıp içeriye kaybettirmek zorundadır. Gençler içinde ''istisnalar'' çıksa bile genel kural hiç bozulmayacaktır. İçlerinden başbakanlar, bakanlar bile çıkacaktır. Onlar bile genel kurala uymak zorunda bırakılacaklardır. Giden gençler artık, hemen hemen tamamen, ''Batı kapitalizminin dünyasının bir parçası olurlar''. Orası için kafa yorar, çalışırlar; analarının, babalarının ve kendilerinin doğup büyüdükleri topraklara; kendilerine el diyarında bile para göndererek aç bırakmayan topraklara bir faydaları dokunmaz. Bu kendilerinin değil, Batı kapitalizminin ''olmazsa olmaz'' kuralıdır. Kopup gidenler ülkelerini, topraklarını kıraç kılarlar, yoksul bırakırlar. Aynen, Antalya'nın uzak bir köyünden göçüp giden kuşlar gibi... Başka diyarlara fayda sağlarlar, bereket götürürler... |