Korku İmparatorluğu Ali SİRMEN Cumhuriyet - 09/08/2003 ABD'yi ilk kez bundan çeyrek yüzyıl önce gördüm. Daha sonra çok sık değilse bile birçok kez bu ülkeye gittim. Belli başlı kentlerinin büyük çoğunluğunu ve bazılarının ''gerçek Amerika'' dedikleri küçük yerleşim merkezlerini tanıdım. Bütün bu gidiş gelişlerimden edindiğim izlenim, ABD'nin tek bir tanımla anlatılması güç, çok yönlü bir ülke olduğudur. Nitekim 1979 yılında üç ay kaldığım bu ülkeden yazdığım yazıların sonuncusunda, ''ABD'nin bayrağında her bir eyaleti (devleti) simgeleyen 50 yıldız olduğu gibi, ABD'nin de zaman zaman birbiriyle çelişen, zaman zaman birbirini tamamlayan elli yüzü vardır ve hepsi de bir diğeri kadar gerçektir'' demiştim. Amerikan emperyalizmini, Amerikan politikasını beğenmeyip eleştirebilirsiniz; ama buradan hareketle, o politika ile Amerikan insanının niteliklerini birbirine karıştırırsanız hata edersiniz. ABD'nin zaman zaman bir şiddet toplumu olduğu gerçeğini doğru saptayabilirsiniz, ama aynı zamanda ABD'nin insanlarının insan sevgisini, çocuklarına özverili, hoşgörülü, sevecen ve demokrat yaklaşımlarını görmezden gelirseniz, gerçeğin yalnızca bir yanını yansıtmış olursunuz. Dünyayı en fazla kirleten ülkenin, biraz da kullandığı yüksek teknoloji dolayısıyla ABD olduğu ne kadar gerçek ise, doğaya en tutkun insanlar arasında Amerikalı bireylerin en ön sıralarda yer aldığı da o kadar doğrudur. **** Sorun ABD'ye kızmak veya özenmek değil, onu bütün yönleriyle doğru okumaktır. ABD'nin düşmanları içinde (bu düşmanlığı Amerikalılar istediler) onu tarihinde yenen tek ülke Vietnam, Washington ile savaşırken, ABD gerçeğini iyi okuyabildiği için zafere ulaşmıştır. Evet, Giap 'ın askeri, Ho Şi Minh 'in siyasi deha ve azimleri, Yankee'lerin askeri alanda üstünlük sağlamalarını engellemiş, onları güç duruma düşürmüştür. Ama ''pis savaşın'' sona ermesinde, Amerikan demokrasisinin ve kamuoyunun da büyük katkısını unutamayız. Vietnam savaşının en yoğun döneminde, Paris'te tanıdığım Vietnam'dan gelen gençlerden biri, - Biz bu savaşı Amerikan kamuoyunu yanımıza alarak kazanacağız, dediğinde, inanmamış, dudak bükmüştüm. Daha sonra, Paris barış görüşmelerine katılan heyet arasında olduğunu uzaktan gördüğüm bu genç, haklı çıkmıştı. **** ABD'nin bu büyük çelişkilerini önceki gün ve dün büyük elektrik kesilmesinin neden olduğu karmaşayı TV ekranlarından izlerken bir kez daha düşündüm. Bir benzerinin 35 yıl önce yaşandığı bu büyük kesintinin yaşamı aksatması, büyük ölçüde durdurmasını algılamak kolaydı da, insanları sokaklara döken korkuyu anlamak güçtü. 11 Eylül ikiz kuleler saldırısının doğurduğu terör korkusu olarak açıklayamayız olayı. Burada daha derinlerde kök salmış olan bir korku söz konusudur. Amerikan tarihine baktığımız zaman, gerçekten kendine güveni şiar edinmiş olan Amerikalı bireyin, aynı zamanda, hep korku içinde yaşadığını görürüz. Başlangıçta, eşkıyadan, asayiş eksikliğinden kaynaklanan korku, toplumun durup oturmaya başladığı sıralarda patlak veren ekonomik kriz ile bu kez başka bir veçheye dönüşmüş, daha sonra da, 2. Dünya Savaşı ertesinin refah döneminde, McCarthy ve yandaşlarının ustaca kışkırttıkları komünizm korkusu egemen olmuştu. Karşı blok yıkılıp ABD tek güç olarak kalınca da, Bush yönetimi ile Şahinler'in çok işine yarayan 11 Eylül olayı ile birlikte, terör ve iyi belirlenmemiş düşman korkusu egemen oldu. Öyle görünüyor ki, Amerikalının bu korkusu, yarın öbür gün ABD'nin en büyük özelliklerinden olan demokrasisini kemirmeye başlayacak, zaten 11 Eylül'den bu yana başlamış durumda da... Korku imparatorluklarında, özgürlük çiçekleri ile demokrasi ağaçlarının yeşermesi beklenemez. |