hautdroite2.gif (179 octets)

Ataturquie

A TA TURQUIE, Association socio-culturelle

LA FRANCE VUE PAR LA PRESSE TURQUE

--- Retour ---

'Monsieur İbrahim' ve AB ile İletişim

Nilgün CERRAHOĞLU
Cumhuriyet - 15/09/2003

 

''Monsieur İbrahim et les fleurs du Coran'' ... Mösyö İbrahim ve Kuran'ın Çiçekleri... Venedik Film Festivali'nin beğenilen filmlerindendi. Daha önce de yazdım (1 Eylül)...

Bu küçük ve sevimli film, vizyona girer girmez ilgi çekti. Gösterime girdiği günün ertesinde Roma'da her sabah gazete aldığım köşebaşındaki bayiden, yakın dostlara dek herkes filmi görmüştü.

''İslam'' a gönderme yapan başlık ( ''Kuran'' ) ve başroldeki Ömer Şerif (İbrahim) anında ''flaş'' yapmıştı filmi. Konu bir Paris mahallesi ve Türkiye'de geçiyor, yaşlı bir Müslüman bakkalla, kimsesiz, küçük bir Yahudi çocuğun sevgisini işliyordu. sonunda Yahudi oğlanı evlat edinen bakkal ( Ömer Şerif ), güçlü bir ''dostluk'' ve ''barış'' mesajı veriyordu.

Gelin görün ki, ''Türkiye doğumlu'' , ''Türkçe konuşan'' , ''manevi oğlunu Türkiye'ye getiren'' , ''Mevlana hayranı'' , ''Sufi İbrahim'' filmin tüm tanıtım özetlerinde bir ''Türk'' değil bir ''Arap'' olarak takdim ediliyor...

Eric-Emmanuel Schmitt 'in eserinden perdeye taşınmış bu film. Paris'te ''Ecole Normale Superieure'' de felsefe okuyan Schmitt, tanınmış bir yazar olarak anılıyor. Kitap konuya bir açıklık getirir mi acaba diye kitabı da aldım. Kitabın kapağında da ''Mösyö İbrahim'' , ''Arap'' diye geçiyor: ''İbrahim: (Paris'in) bir Yahudi sokağında yaşıyan tek Arap!..''

Bunları ''bu filme karşı kampanya açalım. Mesele edelim!'' diye yazmıyorum. Söylemek istediğim ''Türk'' le ''Arap'' ın Avrupalıların kolektif bilincinde alabildiğine ''geçişken kimlikler'' olduğu. ''Monsieur İbrahim'' de olduğu gibi bu kimlikler hâlâ kolaylıkla birbirinin yerine geçiyor ve rastgele kullanılıyor. ''Ha biri, ha öteki'' hesabına. Mösyö İbrahim aslında çok semptomatik bir olay... Ve konu öyle tek bir filmle sınırlı değil.

''Türkiye'nin AB üyeliğinden'' söz edildiğinde Avrupalıların çoğu gerçekte Arapların AB üyeliğinden söz edildiğini düşünüyor. ''Türkiye AB'ye girerse, Fas niye girmesin?'' ''Öbür Arap ülkeleri ne der?'' türü sorular yanında; TC Başbakanı'na ancak bir şeriat ülkesi liderine yöneltilecek bir soruyu yönelterek, ''yasa yerine Kuran'da çokeşliliğin yerini'' soruyorlar. Niye? Kafalarda çünkü, bilinçli/bilinçsiz bir bulanıklık var:

Türkiye=Müslüman= Arap=Şeriat.

AB işte 2004 sonunda böyle bir ülkeyle ortaklığa karar verecek. Kamuoyundaki yaygın izlenime göre ''Şeriat tehdidi altında yaşayan Müslüman-Arap(?) bir ülkeyle üyelik müzakereleri yolu açıp açmayacağını'' saptayacak! Bu kararı alacak hükümet ve devlet başkanları ile AB Komisyonu Türkiye Cumhuriyeti'nin ne olduğunu elbette biliyor. Ama onların kararları da kamuoyları tarafından şartlanıyor. AB kamuoyu genelinde ise Türkiye ucu bucağı bilinmeyen bir gayya kuyusu...

Öncelik Sansa ve Almanya olmalı

Bu yüzden Abdullah Gül 'ün ''AB seferberliği'' kapsamında ilan ettiği ''iletişim kampanyası'' çok önemli. İstediğiniz kadar uyum paketi hazırlayın, reform yapın, uygulayın; AB kamuoyuna bunlar gerektiği gibi anlatılmazsa sonuç alınamaz. Türkiye'nin en deneyimli iletişimcilerinden Betül Mardin 'in dediği gibi ''Bülbül ormanda ötmüş ve kimse duymamışsa, ötmemiş sayılır!'' çünkü.

Peki bu kampanya nasıl yapılmalı? İç tüketime yönelik bir ''show'' a dönüşme riski taşıyan ''AB iletişim grupları'' kurarak değil bence. Türkiye'nin AB üyeliğinde tayin edici kararı alacak iki ülke var: Almanya ve Fransa. Türkiye'nin üyelik kararında belirleyici pozisyonda olan bu iki ülkenin aynı zamanda bu üyelikten en çok ''kaygı duyan'' ve Türkiye'ye ''direnç gösteren'' ülkeler olduğu biliniyor. AB iletişim stratejisi bu iki ülke üzerinden yürümeli o zaman. Öncelikle hedef bu ülkelerdeki kamuoylarını dönüştürmek olmalı.

Her şeyden önce bunun için bir bütçe lazım. Kampanya -yalnız işbaşındaki iktidara değil, kendini Türkiye çapında kanıtlamış- profesyonel bir Türk halkla ilişkiler şirketi ve Avrupa ayağıyla birlikte ''interaktif'' biçimde yürütülmeli. Türk şirketin, Almanya ve Fransa'daki ''hedef kitleyi'' yakından bilen, tanıyan ''partner'' leri olmalı. Alman, Fransız kamuoyunda ''Türkiye'ye ilişkin problem alanlarını, bu alanların üstesinden gelebilecek stratejiyi'' saptayabilmek için böyle bir ''interaktif'' yöntem şart bence... Türk ve Avrupalı ortaklar oturup birlikte stratejiyi çizmeli ve ortak program çıkartmalı.

''İnteraktif tanıtım'' fikrini vaktiyle yaptığımız bir söyleşide Betül Mardin önermişti... ''AB ve iletişim'' deyince aklıma geldi; hatırlatmadan edemedim. Kulakları çınlasın.

  

 

[Présentation] [Press-Book] [Album] [Activités] [Actualités] [Nous Contacter] [Olusum/Genese]
[Dossier O/G] [Editions A TA TURQUIE] [Bibliographie] [Bibliothèque] [Poésies] [Hommage] [Galeries]
[Exposition] [Manifestations] [Annuaire] [Annonces] [Informations] [Liens] [Carnet Rose] [Quoi de Neuf]

Copyright 1999-2000 © Site créé par ATATURQUIE
Tel : 03 83 37 92 28 / Fax : 03 83 37 83 30 / poste@ataturquie.asso.fr
Webmaster :
Dominique SOUTREL
Site optimisé en 1024 x 768 pour Microsoft Internet Explorer 5

basdroite.gif (174 octets)