Kıyamet Kopmaz Metin ERKSAN Cumhuriyet - 17/12/2002 Kıyamet mi Kopar? başlıklı yazım 7 Mart 2000 tarihinde Cumhuriyet gazetesinde yayımlandı. Bu yazımda şöyle diyordum. Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni Avrupa Birliği (AB) üyeliğine almazlarsa Kıyamet mi Kopar. Çünkü Türkiye'de kimi insanlar Türkiye'nin Avrupa Birliği (AB) üyeliğine alınmamasını Kıyamet Kopması gibi düşünüyorlardı. Ben yazımda böyle bir durumda Kıyamet Kopmaz diye yazmıştım. Avrupa Birliği (AB) 12 Aralık 2002'de Kopenhag'da yaptığı toplantıda Türkiye'yi üyeliğe almadı. Dediğim gibi kıyamet kopmadı. Ben de yazımın başlığını Kıyamet Kopmaz yaptım. Kaldı ki; Kıyamet mi Kopar/Kıyamet mi Kopmaz gibi bilimsel bilgi dışı boş inançlar (hurafeler) bir yana, Avrupa Birliği'nin (AB) Türkiye'yi birliğe üye olarak almayacağı apaçık bir sonuçtu. Ben yıllardan beri bu olacağı, bu sonu, köşe yazılarımda ve diğer yazılarımda birçok kez yazdım. Şimdi diyorum ki, Avrupa Birliği'nin (AB) ön görüşme tarihi olarak saptadığı 2004'ü falan unutalım. Biz laik bir devlet yönetme ve çağdaş bir hükümet etme ödevimizi iyi yapalım. Avrupa Birliği (AB) üyesi olmak için boşa çaba harcamayalım. Türkiye'nin en güçlü olduğu zamanlar Türkiye'nin tek başına olduğu zamanlardır. Şimdi zorunlu olan Türkiye'yi ''Tarih Bilinci'' , ''Ulusal Bilinç'' ve ''Bilimsel Bilgi Oluşturmak'' gibi düşünce dizgeleri (sistemleri) kapsamında yönetmektir. Şimdi kimi gazete yazarları, kimi zengin işadamları Avrupa'da boy göstersin, fink atsın diye Avrupa Birliği'ne (AB) yalvararak girmek zamanı değildir. Nadir Nadi Bey şöyle yazmıştır: ''Batılı olmanın ilk koşulu her şeyden önce insanın kendini iliklerine kadar Türk olarak duymasıdır'' (Sokakta Gürültü Var/ 1943/1. Baskı/59. Sayfa/ Cumhuriyet Matbaası). Avrupa Birliği'ne, Nadir Nadi Bey'in yazdığı bu düşünce yapısı içinde girilir. 18 Eylül 2001 tarihli Cumhuriyet gazetesinin 6. sayfasında, Londra'da yayımlanan The Economist dergisinden çeviri bir yazı vardı. Yazının başlığı şuydu: Türkiye'nin Yeni Rolü . Bu yazıyı Atina'da yayımlanan Etnos gazetesi yazarı Nikos Meletis yazmış. Belgeden bir alıntı yapacağım. ''Yunanistan Helsinki'de yapılan Avrupa Birliği (AB) zirvesinde Avrupa Birliği (AB)-Türkiye ilişkilerinin gelişmesinin Kıbrıs konusuna bağlanmasını ve Türkiye'nin Ege Denizi'ndeki isteklerinden vazgeçmesini başarmıştır. Türkiye bu gelişmelerden sonra kendisini köşeye sıkışmış buldu. Çünkü Türkiye gerek Türk- Yunan ilişkileri, gerek Kıbrıs konusu, gerekse Türkiye'deki insan hakları ve azınlık hakları konularında adımlar atması için yoğun baskı altına alınmıştı.'' Helsinki'de 10/11 Aralık 1999'da yapılan Avrupa Birliği (AB) zirvesine, Türkiye'yi temsilen Bülent Ecevit, İsmail Cem, M. A. İrtemçelik katılmıştı. Bu kişiler herhalde; Avrupa Birliği'nin (AB) Helsinki zirvesinde aldığı kararları kabul edip imzaladılar. 14 Aralık 2002 tarihli Cumhuriyet gazetesi ''Yeni Gündem Ege'' başlığı altında şunları yazıyordu: ''AB'nin 2004'e verdiği randevu tarihi Türkiye'nin önüne ek kriterler getirecek.'' *** ''Atina: Helsinki kriterleri de masadadır dedi. Avrupa Birliği'nin verdiği tarih Helsinki zirvesi kararlarına göre Türkiye ve Yunanistan'ın Ege sorunlarını çözmeleri için verilen son tarihtir. Böylece Türkiye'nin 2004 İlerleme Raporu'nda 'Müzakerelere geçebilir' tavsiyesini alabilmesi için, Ege sorunları yeni bir kriter gibi önüne çıkabilecek. Başbakan Gül Yunanistan'la böyle bir sorun çıkacağını sanmadığını belirtirken, Yunanistan Dışişleri Bakanı 'Helsinki kriterleri de Kopenhag kriterleri gibi masadadır' dedi'' ''Rumlar Ankara'yı zorlayacak. Dışişleri Bakanlığı yetkilileri Ege konusunun Türkiye'nin önüne çıkarılacağını savundular. Kıbrıs konusunun Türkiye'nin önünde bir kriter olarak kalmayı sürdüreceğini anlatan yetkililer, Kıbrıs Rumlarının üyeliğiyle bu sürecin yaşanacağını belirttiler. Helsinki kararlarına göre Türkiye, 2004 sonundan önce sınır sorunlarını çözmek zorunda kalacak. Çözülmemesi durumunda konu Lahey Adalet Divanı'na gidecek.'' Ayıkla pirincin taşını. Abdullah Gül Yunanistan'la böyle bir sorun çıkacağını sanmadığını belirtirken Yunanistan Dışişleri Bakanı, Helsinki kriterleri de Kopenhag kriterleri gibi masadadır dedi. Yazımı Orhan Veli 'nin ''Pireli Şiir'' inden bir dörtlükle bitirmek isterim: ''Bu ne acaip bilmece/Ne gündüz biter, ne gece/Kime söyleriz derdimizi/Ne hekim anlar, ne hoca...'' |