Türkiye'nin Yeri... Mustafa BALBAY Cumhuriyet - 07/12/2002 12 Aralık Kopenhag Doruğu'na ramak kala, Almanya Başbakanı Gerhard Schröder ile Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac bir araya geldiler ve Türkiye kararını verdiler: Türkiye'ye tarih için tarih vermek üzere tarih verelim! İçinde tam üç adet ''tarih'' sözcüğünün geçtiği, çok tarihsel bir değerlendirme! Bu tarihsel durumu biraz açarsak, tam üyelik müzakerelerine başlamak için 2005 Temmuzu'na randevu verme niyetindeler ama, bunun karar olarak kesinleşeceği tarih Aralık 2004 olacak... Bu ne anlama geliyor? Aralık 2004'te AB'nin üye sayısı 15'ten 25'e çıkacak. O gün hangi koltukta olacağını bilemediğimiz Recep Tayyip Erdoğan 'ın bu kez 15 değil, 25 ülkeyi dolaşması gerekecek! AB'nin üç ana motorundan ikisi olan Almanya ve Fransa'nın bu kararı alması, öteki ülkelerin çoğunun buna uyması anlamına geliyor. Kaldı ki, Türkiye için bu karardan daha olumsuz düşünen AB üyesinin sayısı da az değil. Gelinen noktaya nasıl bakmalıyız? 1- Durum, ''AB karşıtları sevindi'' , ''AB yandaşları, bardağın dolu yanına bakalım, dedi'' türünden ayrışmayla bakılacak noktanın çok ötesinde. AB, geleceğini planlıyor ve burada Türkiye'ye yer vermek istemiyor. Türkiye, yola çıkarken ne kadar yalnızsa bugün de öyle. Ama başlangıçtan bu güne pek çok şeyi başardık. Bugün, başlangıçtan eksiğimiz, özgüvenimiz. 2- Yine tarihsel gelişim içinde bakarsak, 80 yıllık zaman diliminde 200'ü aşkın Avrupa kurumuna üye olduk. Spordan sanata, eğitimden Avrupa Konseyi'ne kadar bunca alanda bizi Avrupalı sayanlar, tam üyelik sürecinde Avrupalılığımızı sorguluyorlar. Bu noktada alınan kararlar artık siyasidir. Türkiye bunu yalvararak, her üye ülkeye jet ziyaretler yaparak değiştiremez. Kendisini geliştirerek değiştirebilir. 3- Türkiye'nin durumu AB üyesi ülkelerin iç politika malzemesi olacak kadar çerezleşti. Başa güreşen partiler, Türkiye'yi destekleyenlerin oranının yüzde 35'i geçmediğini görünce, Türkiye karşıtlığından medet umar hale geldiler. Buna izin veriyorsak vay benim Türki-yem! AKP'nin kuşkulu adımları! 4- AB, 2012'ye kadar tüm bütçesini, haritasını çizdi. Bu çizgilerde Türkiye yok. Bunu Türkiye'nin yüzüne doğrudan söylemek yerine dolaylı mesajlar vermeyi yeğliyorlar. Erdoğan'ın gezisi sırasında kırmızı halı serenler; anlaşılan, yüzleri kızarmasın diye bu tür görüntüsel örtüleri yeğliyorlar! 5- AKP'nin AB politikası konusunda da bazı endişelerimiz olduğunu vurgulamadan geçemeyeceğiz. Erdoğan'dan Gül 'e, Arınç 'tan Yakış 'a herkes başlıca perspektiflerinin AB'ye tam üyelik olduğunu söylüyor. Erdoğan bunun gereği olduğunu açıklayıp, bir elde bavul bir elde davul dolaşıyor. AB'nin Türkiye'ye müzakere tarihi vermemesi halinde bunun ne anlama geleceğini de şöyle açıklıyorlar: Bu durumda AB bir Hıristiyan kulübü olduğunu kabul etmiş olacak, Türkiye'yi Müslüman diye almamış olacak! Çok tehlikeli bir yaklaşım. Acaba AKP'liler bunun devamında şunu demeye mi hazırlanıyorlar: - Ey Türkiye, bak AB bizi almıyor, gelin İslam dünyasına dönelim! 6- İkinci bir şüphemiz de şu: AKP, yüzde 8-10'luk kemik tabanının sabırsızlıkla istediği değişiklikleri yaparken iki temel zemin buldu: Demokratikleşme ve Kopenhag kriterleri! Ne istiyorsa bu iki paketin içine koyuyor... Bu durumda insan, yoksa bizimkiler, Tahran, Mekke üzerinden olmadı, Kopenhag üzerinden gidelim mi, şeklinde plan yaptılar diye sormadan edemiyor. 7- AB ve AKP'nin görünümü ışığında özellikle vurgulayalım ki; Türkiye, yerini daha kurulurken saptadı: Çağdaş uygarlık düzeyi! Bu rotayı, bu düzeyi, kişisel, partisel, kıtasal hedeflere alet etmek düzeysizlik olur! |