hautdroite2.gif (179 octets)

Ataturquie

A TA TURQUIE, Association socio-culturelle

EUROPE - TURQUIE

--- Retour ---

AB'de Türkiye gerilimi

Nilgün CERRAHOĞLU
Cumhuriyet - 20/11/2002

 

Genişleme müzakerelerinden sorumlu genel müdür Eneco Landaburu: Tayyip Erdoğan'ı merakla bekliyoruz

Landaburu'dan itiraf ''Çok insanın buna (işin ciddiye bineceğine) inanmadığı bir gerçek. Ama biz komisyon olarak hep inandık. Müzakereyi biz yürütüyoruz. Katılım Ortaklığı'nı ben müzakere ettim. Ankara'nın iradesini gördüm. Gaza bastıklarını fark ettim. 'İş ciddiye biniyor' dedim. Ama AB'de çok kimse (Ankara'nın) bunu asla yapamayacağını düşündü. Bu yüzden gerilime girdik...''

'AB Hristiyan kulübü değil' ''Avrupa Hıristiyan kulübü değil; özgürlük, demokrasi, insan hakları gibi ortak değerleri paylaşan bir devletler ya da devletler federasyonu kulübü olmak zorunda. 'Artı' bir projesi daha olması gerekir ki o da Avrupa'yı Amerikan ve Asya kapitalizminden farklı kılan sosyal Avrupa, sosyal bir pazar ekonomisidir. Proje bu olduğu takdirde din unsuru önemsiz...''

'Tarihi değişim olabilir' ''Demokrasi ve AB değerlerini muhafazakâr bir İslamcı hükümet de savunabilir. AKP bunu dini inançlarını koruyarak yapabilirse olağanüstü ve tarihi bir değişim gerçekleştirmiş olacak. Avrupa'nın değerlerine saygı duyan Müslüman bir parti gerçekten olağanüstü, sıra dışı bir şey. Müslümanlıkla demokrasi karşıtlığının koşut gitmediğini kanıtlamış olurlar.

BRÜKSEL - ''Sisler Bulvarı...'' Brüksel'deki hava bu. Hem de ne sis. Göz gözü görmüyor. Bilinen tek şey var, o da ''Kopenhag'' a ''Türkiye sorunu'' nun damga basacak olması. Çok ciddi bir ikilem yaşıyor AB. Aşağı tükürse sakal, yukarı tükürse bıyık... Ne Türkiye'yi gözden çıkarmaya, ne somut taahhütte bulunmaya hevesli. ''Dilemma'' ya da çok hazırlıksız yakalanmış besbelli... İnanılmaz ama gerçek... Başında hasta bir başbakan bulunan bir önceki koalisyon hükümetinin Kopenhag kriterlerini yerine getirmek için böylesine seri adımlar atacağını, arkadan da karşılarına ''muhalefetle ortak AB cephesi'' oluşturan güçlü bir yeni hükümet çıkacağını AB çevreleri hesap etmemiş. Yaşanan ''Türkiye gerilimi'' nin nedeni bu.

Genişleme müzakerelerinden sorumlu genel müdür Landaburu açıkça bunu ifade ediyor ve ''gerilime girdik!'' diyor. AB yalnız ülke bazında değil, siyasi gruplar arasında da bölünmüş çünkü. Muhafazakârlar ve sosyalistler homojen blok oluşturmuyor. İki grupta da Türkiye'ye ''evet'' diyen de var, ''hayır'' diyen de... Üç yıl önce Helsinki'de adaylığı ''inançlı'' biçimde vermemiş çünkü AB. Bu, şimdi bir kez daha anlaşılıyor. Landaburu nitekim ''Komisyon olarak biz buna hep inandık ama AB içinde çok kimse (Ankara'nın) yapamayacağını düşündü!'' diyor.

''Bir günden diğerine her şey değişebilir. Herşey açık. Durum çok akışkan'' şeklinde konuşan Landaburu, kapıdan çıkarken ''Erdoğan'ı merakla bekliyoruz'' sözleriyle beni uğurluyor.

- ''Le Monde'' un baş sayfasında çıkan bir yazı: ''Gerçek saati'' diyor: ' 'Türkiye tarih istiyor!'' Bu kez marj kalmadı. Tarih verilecek mi Türkiye'ye?

LANDABURU- ''Tarih'' üzerinde alınacak karar, hükümet ve devlet başkanlarının sorumluluğunda. Kopenhag'da neler olacağını bilemem. Komisyon üzerine düşeni yaptı, 9 Ekim'de ''İlerleme Raporu'' nu yayımladı. Brüksel zirvesinde üye ülkeler, raporu değerlendirdi ve Türkiye'ye kapıyı kapatmadılar. Tersine açık biçimde aday ülke Türkiye ile ayrıcalıklı ilişkinin devamından yana çıktılar. Tarih için bazı hükümet başkanları olabilir dedi, diğerleri bunu erken buldu. Türkiye Helsinki'de ''aday'' olmuş bir ülkedir ve bu değişmedi. Avrupa Parlamentosu'nda (Alman Hıristiyan Demokrat, AP Dışilişkiler Komisyon Başkanı) Elmar Brok şimdi bazı görüşler dile getirdi...

Erdoğan'a bakış olumlu

- ''Türkiye AB'ye asla üye olmamalı. Ayrıcalıklı ortak kalmalı...'' dedi Brok..

LANDABURU- Daha önce Giscard d'Estaing 'in de bu yönde bazı açıklamaları olmuştu. Tablo bu. Tablodaki unsurlar Kopenhag sonucunu etkileyecek. Bir de Kıbrıs var. Kofi Annan 'ın önerisi masada. Bunun değerlendiriliş biçimi de Kopenhag'daki siyasi iklimi etkiler. Erdoğan'ın açıklamaları da önemli. Laiklik ve Avrupa değerlerine sahip çıkacağını söyledi Erdoğan ve Türkiye'nin AB angajmanını yineledi. AB'de bunlar olumlu etki yaptı. Kofi Annan önerisi, Erdoğan'ın olumlu ve açılımcı tavırları Avrupa'da olumlu bir hava yarattı. Göreceğiz...

- Bazılarına göre üye ülkelerin -özellikle bazı önemli üyelerin- Türkiye'ye tavrı, komisyondan olumlu. Niye?

LANDABURU- Böyle bir karşılaştırmaya girmem. Komisyon Avrupa'nın kurumsal yapısı içinde hareket eder. Komisyonun yetkileri belli. Komisyon yetkileri çerçevesinde aday ülke Türkiye ile kriterlerin yerine getirilip, getirilmediğini tanımlamak amacıyla bir ilişki mekanizması kurmuştur. Yaptığımız bu. Bize göre Türkiye adaydır ve kimse bunu sorgulamaz. Ama müzakerelere başlamak için Kopenhag Kriterleri'nin yerine getirilmesi gerekiyor. İlerleme Raporu'nda Türkiye'nin büyük çabalar sarf ettiğini ve ilerleme kaydettiğini, ancak ilerlemeye rağmen sorunlar olduğunu; dolayısıyla siyasi kriterlerin şimdiye dek bütünüyle yerine getirilmediğini söyledik. Hepsi bu. Sonrasına üye ülkeler karar verecek.

Karmaşık tablo

- Ama komisyon Türkiye'ye 'soğuk' duruyor. Bu benim kişisel fikrim değil, basının değerlendirmesi. Corriere della Sera (13 Kasım) komisyon başkanı Prodi' nin Giscard karşısında daha güçlü tavır koyabileceğini yazıyor...

LANDABURU- Bazıları bizi fazla çekingen ve soğuk buluyor; bazıları çok ileri gittiğimizi söylüyor. Avrupa'daki siyasi tablo Türkiye konusunda karmaşık.

- Biz de bunun farkındayız...

LANDABURU- Fakat bunu söylemek lazım. Atılan her adımda birileri ''evet'' , diğerleri ''hayır'' diyor. Önemli olan komisyonun görevlerini yerine getirmesi, müzakereleri başlatabilmek için Türk hükümetiyle birlikte çalışması, ülkedeki demokrasi kalitesini yükseltmesi ve üyeliğin önünü açabilmesi.

- Türkiye'de şimdi güçlü bir iktidar var ve siz demokrasiyi desteklemeye önem veriyorsunuz. Bu hükümet hızla ''İlerleme Raporu'ndaki'' eksiklikleri gidermek için gereken yasaları çıkarsa, Kopenhag'da tarih alabilir mi?

LANDABURU- Kopenhag'a bir aydan az zaman var. Bu kadar kısa sürede rapordaki tüm eksiklikler, zaaflar giderilip hayata geçirilebilir mi? Müzakereleri açma kararı verecek olan üye devletler, komisyon değil. Bu soruya Kopenhag'da üyeler cevap verecek. Komisyon raporu karşısında sorumluluk alıp cevap verecekler: Müzakereleri başlatmak için bu yeter mi, yetmez mi? Üye devletlerden biz de bu yanıtı bekliyoruz...

AKP'nin 'tarihi misyonu'

- Avrupalı pek çok kanaat önderi Türkiye'nin üyeliğinin İslami kökenli bir hükümetle büsbütün zorlaştığını düşünüyor. Sizin değerlendirmeniz ne?

LANDABURU- Türkiye'nin bu hükümetle yolu ne daha zor, ne daha kolay. Soyut kriterlere değil angajmanlara bakmak durumundayız. Erdoğan laik Cumhuriyet ve AB değerlerini koruyacağına dair çok güçlü bir angajmana girdi. Kanaatimizi icraata bakarak oluşturacağız. Demokrasi ve AB değerlerini -teoride- muhafazakâr bir İslamcı hükümet de pekâlâ savunabilir. AKP bunu dini inançlarını koruyarak yapabilirse olağanüstü ve tarihi bir değişim gerçekleştirmiş olacak. Avrupa'da Katolik ya da Protestan inançlı partiler var. Ama bunu siyasete karıştırmıyorlar. Demokrasi ve Avrupa'nın değerlerine saygı duyan Müslüman bir parti gerçekten olağanüstü, sıra dışı bir şey. Müslümanlıkla demokrasi karşıtlığı ve terörün koşut gitmediğini kanıtlamış olurlar.

Avrupa Hıristiyan kulübü değil

Ama tabii biz Avrupalılar için bunlar soru işareti. Ben bu ılımlı Müslüman partiyle demokrasiyi desteklemek gerekir kanısındayım. Bu hepimizin hayrına olur. Avrupa Hıristiyan kulübü değil; özgürlük, demokrasi, insan hakları gibi ortak değerleri paylaşan bir devletler ya da devletler federasyonu kulübü olmak zorunda. ''Artı'' bir projesi daha olması gerekir ki o da Avrupa'yı Amerikan ve Asya kapitalizminden farklı kılan sosyal Avrupa, sosyal bir pazar ekonomisidir. Proje bu olduğu takdirde din unsuru önemsiz. Bu tabii benim kişisel görüşüm.

- Giscard, Avrupa Halk Partisi (Hıristiyan Demokrat ve Muhafazakârlar-PPE) liderleri sizin gibi düşünmüyor. PPE liderleri 'Avrupa Hıristiyan kimliğinde' ısrar ediyorlar. Bunlar birer 'istisna mı', yoksa 'aysbergin ucu' mu?

LANDABURU- Giscard d'Estaing ve önemli bir Avrupa şahsiyeti olan (Alman Hıristiyan Demokrat) Elmar Brok, Avrupa kamuoyunun bir bölümünün düşüncelerini yansıtıyor. Avrupa gerçeği farklılıklar gösteriyor. AB siyasi güçleri arasında ''Nasıl bir Avrupa?'' sorusunu farklı kriterler ve fikirlerle yanıtlayanlar var.

- Avrupa Halk Partisi (PPE) Avrupa Parlamentosu'nda en büyük güç değil mi?

LANDABURU- Evet öyle. AB liderlerinin çoğu bu grupta: Aznar, Berlusconi vs. Ama PPE'nin pozisyonu homojen değil. Aznar ve Berlusconi'nin pozisyonu, Giscard d'Estaing'den farklı. Grupta farklı duyarlılıklar var. Aynı şey ''sosyalist aile'' için de geçerli. Sosyalist grupta da Türkiye'nin AB üyeliğine -farklı nedenlerle- çekince koyanlar var. Onlar da birlik büyüdükçe karar almanın güçleşeceğini, Avrupa'nın karar alamaz hale geleceğini ileri sürüyor. Demokrasilerde bu normal. Avrupa'da Türkiye üzerinde bir tartışma başladı. Yurttaşları bu tartışmaya katmadan önemli kararları alamayız.

- Böyle bir tartışma Doğu Avrupa ülkeleri için yapılmadı. AB yurttaşlarının o konuda da çekinceleri vardı...

LANDABURU- Her genişleme farklı. Biz İspanyollar AB'ye girmek istediğimizde Fransa'nın muhalefeti ile karşılaştık. AB ile müzakereler 7 yıl sürdü. Fransızlar ''Güneyliler hoşumuza gitmiyor. Onlar şimdi problem olur..'' diyordu. Bir dolu sürtüşme yaşadık. Bunlar unutuluyor.

- İspanya'nın Avrupa perspektifi çok netti...

LANDABURU- Öyle ama her genişlemenin farklı olduğunu ve kamuoyunun farklı kesimleri içinde direnç ve olumsuz tepkiler yarattığını söylemek istiyorum. Doğu Avrupa ülkeleri konusunda kimse direnci dile getirmek istemiyor, çünkü Avrupa'nın vicdanı rahatsız bu konuda. Doğu Avrupa ülkeleri Sovyet boyunduruğu altında yaşarken biz rahattık.

- Türkiye için niye vicdan muhasebesi yok? Türkiye de yarım asır sadık müttefik oldu...

LANDABURU- Prag, Brüksel'e Madrid'den daha yakın...

- Yani İstanbul ve Ankara'dan daha yakın...

LANDABURU- Türkiye'nin boyutları da korkutuyor. Bu nesnel unsurları göze almak lazım.

AB'nin sonu olmaz

- Avrupa değerlerine inanan biri olarak Giscard'ın açıklamalarına tepkiniz ne?

LANDABURU- Genişleme ve müzakerelerden sorumlu genel müdür sıfatıyla yorum yapmam. Ancak ben Türkiye'nin üyeliğinin AB'yi tehlikeye sokmayacağını düşünüyorum. Belli nesnel şartlarda tersine, Avrupa için çok büyük fırsatlar sağlayabilir bu üyelik. Avrupa'yı daha güçlü kılar ve etkisini arttırır.

Çözüm olumlu iklim yaratır

- Kıbrıs'ta çözüm Türkiye'nin tarih talebini güçlendirir mi?

LANDABURU- Kıbrıs konusunda ilk kez umutlu olmak olanağına sahibiz. Bu çoktandır olmayan bir şey. Masada olumlu perspektif açan bir çözüm önerisi var ve bunu inceliyoruz. Ancak bu noktadan sonra güçlükler başlıyor. De Soto, Kofi Annan belgesi iki taraf için de kolay kabul edilmeyecek noktalar içeriyor. Bu normal. Adanın kuzeyindeki topraklar küçültülüyor. Kıbrıslı Türklerin bundan çok memnun olmayacaklarını düşünüyorum. Bu engellere rağmen mesafe almak olanağı da var. Kıbrıs'ta çözüm. Türkiye için daha önemli veya bir o kadar önemli olan üyelik konusunu nasıl etkiler? Kıbrıs meselesi ile Türkiye'nin üyeliği arasında ilişki yok gerçi. Ancak Kıbrıs'ta çözüm, Yunanistan'la anlaşma, Yunanistan ve Türkiye'nin birbirine açılımları... Türkiye'ye ilişkin çözüm iklimini olumlu etkiler.

Üyeliğin alternatifi yok

- 'Üyelik yerine Türkiye'ye özel statü verelim' diyenler var. Bu konuda çalışmanız var mı?

LANDABURU- Hayır. Bu olasılığı henüz değerlendirmedik. Pozisyonumuz açık: Türkiye adaydır. Kriterleri yerine getirirse yoluna devam eder, getirmezse de bir şey olmaz. Üyelik konusunun bizim için şimdilik alternatifi yok. Bazıları bunu düşünüyor. Onların çalışması varsa bilmem. Ben görmedim.

- Bazıları da 'Para verelim, Türkler bu işten vazgeçsin. Onları satın alırız' diyor. Bu tasavvur edilebilir mi?

LANDABURU- Asla. Parayla satın alınacak hiçbir halk yoktur. Bu düşüncede olanlar Avrupa'nın inşasını hiç anlamayanlar. Ve büyük bir yanılgı içindeler.

AB'nin Rus ruleti

- Kopenhag için önseziniz ne?

LANDABURU- Çok sayıda belirsizlik var. Her şey akışkan. Kofi Annan paketi var. Ülkenizdeki seçimler de, siyasi panoramayı tümden değiştirdi. Eski siyasi sınıfı tanıyorduk. Cem ve ekibiyle ilişkimiz mükemmeldi. Birbirimizi tanıyorduk. Aramızda güven vardı. Erdoğan'la bir araya geleceğiz şimdi. Kendisini yakından tanımak, sorular sormak imkânımız olacak. Bazı konulara netlik getirmek gerekiyor. Çok bilinmeyen var. Üye ülkelerin fikirleri açıklık kazanmış değil. Brüksel ve 6 ay önceki Sevilla zirvesi öncesinde bir önsezim vardı. Ama Kopenhag hakkında bir şey söyleyemeyeceğim. Bir günden diğerine her şey değişebilir. Her şey açık...

- Türkiye konusu niye hep son dakikaya kalıyor? Rus ruleti gibi...

LANDABURU- Bilmiyorum. Her yerden büyük baskı var. Bizim önceliğimiz on ülkeli genişlemeyi gerçekleştirmek. Türkiye'ye Kopenhag'da ''Tarih vereceğiz'' diye vaatte bulunmadık. Önceki hükümet büyük baskı koydu ve süreci hızlandırdı. Ortaya böyle bir siyasi durum çıktı...

Gerilime girdik...

- Ama ilelebet bu belirsizlik devam edemez...

LANDABURU- İlginç. Biz hiçbir vaat vermedik. Bir önceki hükümete de sürekli anayasal değişikliklerin önemli, ama yetersiz olduğunu söyledik. Müzakereleri açmak için bu bir garanti değildi. Bir angajmana girmedik. Türk hükümeti risk aldı ve onlar tarafından konulan bu baskı şimdi bizde bir gerilim yaratıyor.

- Demek AB'nin bu konuda bir stratejisi yoktu. Bu olasılığı hiç ciddiye almadı...

LANDABURU- Çok insanın buna (işin ciddiye bineceğine.. N.C.) inanmadığı bir gerçek. Ama biz komisyon olarak buna hep inandık, niye? Müzakereyi biz yürütüyoruz. Kopenhag Kriterleri'nin yerine getirilmesi için yapılacakları saptayan Katılım Ortaklığını ben müzakere ettim. Ve müzakereler sırasında bakanların, Ankara'nın iradesini gördüm. Gaza bastıklarını fark ettim. ''Bu iş ciddiye biniyor!'' dedim. Fakat AB içinde çok kimse (Ankara'nın) bunu asla yapamayacağını düşündü. Bu yüzden de böyle bir gerilime girdik... Önemli olan bence kesin karar almamak. Ve Kopenhag'da sonuç ne olursa olsun birlikte çalışmaya devam edebilmek...

Uygarlık çatışması alıklık

- Giscard ve PPE açıklamalarından sonra bu ilişki ister istemez değişecek...

LANDABURU- Hayır. Giscard d'Estaing 'in belli ağırlığı ve etkisi var, ama Fransa Cumhurbaşkanı değil...

- Türk kamuoyu İslam dini ve kültürü karşısında Avrupa'dan 'Hristiyan kimlik' nedeniyle 'hayır' yanıtı aldığı izlenimine kapılırsa, ilişki eskisi gibi olamaz. Çünkü bu 'uygarlık çatışması' dır.

LANDABURU- Bunu engellemek lazım. Uygarlık çatışması alıklık. ''Le Monde'' a yazdığı bir yazıda Derviş de bunu anlatatı. AB'de çoğunluğun Avrupa'yı ''Hıristiyan kimlikle'' tanımlamadığını düşünüyorum. Bu konuda açık fikirli ve daha hazırlıklı olmak lazım.

Ve gerçeğin dili

- Peki Türkiye'ye Helsinki'de niye adaylık verildi? Bu tartışma niye önce yapılmadı?

LANDABURU- Çünkü Türkiye'nin bir gün üye olması gerektiğini düşünenler vardı. Bazıları da aksini düşünüyordu. Ama bu sorulması gereken bir soru. İlişkinin devamı için birbirimize, ''Bugün değil ama yarın mümkün'' veya ''Hiç mümkün olmayacak'' diyebilmeliyiz. Gü venli ve sıkı bir ilişki için gerçeğin diliyle konuşmak zorundayız. Asıl olan bu.

     

 

[Présentation] [Press-Book] [Album] [Activités] [Actualités] [Nous Contacter] [Olusum/Genese]
[Dossier O/G] [Editions A TA TURQUIE] [Bibliographie] [Bibliothèque] [Poésies] [Hommage] [Galeries]
[Exposition] [Manifestations] [Annuaire] [Annonces] [Informations] [Liens] [Carnet Rose] [Quoi de Neuf]

Copyright 1999-2000 © Site créé par ATATURQUIE
Tel : 03 83 37 92 28 / Fax : 03 83 37 83 30 / poste@ataturquie.asso.fr
Webmaster :
Dominique SOUTREL
Site optimisé en 1024 x 768 pour Microsoft Internet Explorer 5

basdroite.gif (174 octets)