Kapitalizm Bu, Her Derde Deva... Erol MANİSALI Cumhuriyet - 28/07/2003 ''Bu fakir ülkede Nike firmasındaki düşük ücret sömürü olarak görülebilir. Ancak gelişmekte olan ülkelerde birçok insan pirinç tarlasında çalışmaktansa fabrikada çalışmayı tercih eder'' ifadesi, Nobel ödüllü iktisatçı Stiglitz 'in Küreselleşme adlı kitabında geçiyor. İfade kendi içinde doğru gibi görünüyor. Ancak eksik, eksik olunca da yanlış sonuçların çıkması kaçınılmaz oluyor. O toplumun seçeneklerinin, - Kendi ulusal sanayiini geliştirmek mi, - Yoksa yabancı şirketlerin insafına bırakılmak mı biçiminde yapılması gerekir. Görüşlerini genellikle desteklediğim Stiglitz'in meseleye, ''niçin yerli sanayi kurulamıyor, engelleyenler kimler'' diye bakması gerekirdi. Sorgulamaya ''birey tarlada mı çalışmayı tercih eder yoksa fabrikada mı'' diye bakmak, ''birey ile çokuluslu şirketi yalnız başlarına karşı karşıya bırakmak'' anlamına gelir. Bireyin başka hiçbir seçeneğinin olamayacağını, istismarın vazgeçilmez bir sonuç olduğunu baştan benimsemek gerekir. Bu bakış açısı özellikle soğuk savaş sonrasında, Batı kapitalizminin dünyaya bakışı haline geldi. Dışarda bireyler ve topluluklar var, bizimkiler gider tesis kurarlar; onlar da tarla yerine fabrikada çalışmaya başlarlar. Bu bakış açısı Stiglitz gibi Nobel sahibi, üstelik Batı kapitalizmine eleştirel bakan birinin, hâlâ "kapitalizmin üzerine sinmiş kokusundan kurtulamadığını'' gösteriyor. Avrupalı bir ateist eğer Kant 'ı beğeniyorsa yine de bir Hıristiyandır, ''ben ateistim'' dese bile. Stiglitz de öyle galiba; IMF'nin ve diğer Batı kurumlarının kepazeliklerini bir bir sayıyor, veryansın ediyor. Ancak Nike örneğinde yanılıyor, statik bir analiz yapıyor. İlacın ilacı... - Stiglitz'in değerlendirmesinden gelelim bizim ilaç sanayiine. 50'lerin sonu, 60'lar, ilaçta yabancı sermaye geliyor. Hızlı bir gelişme görülüyor. Arkasından yerli ilaç sanayii de gelişmeye başlıyor. - 70'li, 80'li yıllar, hayli gelişmiş bir ulusal ilaç sanayii ortaya çıkıyor. Temel hammaddeleri yani ilaçtaki ''aktif maddeleri'' de üretmeye başlıyor. - Ya sonrası? Dışa açılıyoruz diye ''içeriye doğru açılmaya başlıyoruz'' . Gümrük Birliği ile dev şirketler iç pazarı tekelleri altına almaya başlıyorlar. - Ulusal şirketler, dev çokuluslu şirketlerle rekabet edemiyor. Ulusallar ya yok oluyorlar ya da ucuza yabancıların eline bırakılıyorlar. - Sinan Aygün e-postama geçtiği mesajlarda ''Erol Hoca, dev tekeller ilaçta iç pazarı kuşattılar, paylarını yüzde 20'den yüzde 60'a çıkardılar" diye feryat ediyordu. - İstatistiklere bakıyoruz; iç pazar tekelci firmaların eline geçtiği için ithalat reel olarak 3-4 katına çıkıvermiş. İşte Stiglitz burada yanılıyordu: - Sorgulama, ''birey tarlada mı çalışsın yoksa düşük ücretle ÇUŞ'ta mı çalışsın'' karşılaştırması ve tercihi değildir; - Sorgulama, iç pazarın çokuluslu şirketlerin tekellerine bırakılmadan, ulusal sanayinin nasıl ayakta tutulacağı biçimde olmalıdır. Kapitalizmin güdüleri... Beşparmak Dağları'nda inzivaya çekilmiş bir durumda, günde 10-15 saat çalışarak kapitalizmin iç güdülerini yazıyorum. Stiglitz gözüme bu nedenle takıldı. Ana konu, kapitalizmin temel içgüdüleri; kapitalizm nasıl yaşıyor, neler yapmak istiyor? Onun iç dinamikleri nasıl çalışıyor? Ve dünyanın başına nelerin gelmekte olduğunu bir daha yaşıyorum, hem de gölgede 38-40 derecede. Kolay değil, kapitalizm bu, her derde deva... Gazetelerin sayfaları, televizyonların ekranları, politikacıların gülcemali.. kapitalizmin devri âlemi... |