Günü kurtarırken yarını gömmek Mine G. KIRIKKANAT Radikal 15/07/2005 Bir ülkenin siyasi coğrafyası, istatistiklerden ibaret değildir. Siyasi coğrafyanın sembolleri vardır. Ve bu semboller değişmeye başladığında, ülkenin kalıbı ve toplumun kimliği değişiyor demektir. Böyle bir değişim, bazen tabandan gelir, bazen tavandan. Türkiye azınlık bir taban, çoğunluk bir tavan altında, düzen değiştirmeye zorlanıyor. Bazı işaretler vardır ki, yanıltmaz. Eğer Türkiye'de yazılı ve görsel basın, aynı gün: Araplığı oluşturan tüm özelliklerden nefret eden ve kurduğu Cumhuriyet'in yüzünü tam da bu nedenle Batı'ya çevirmek için çaba harcayan Atatürk'ün üstelik 50 yıl sonrasının 'biyolojik tarım' vizyonuyla kurduğu örnek çiftliğin, hem de 'Başbakan'ın inayetiyle', Dubai ve Türkiye'deki 'Araplık' temsilcilerine satıldığını... Zonguldak'ta ve (parodi gibi!) Hasan Âli Yücel'in adını taşıyan bir lisede, Atatürk'ü din düşmanı olarak gösteren çizgi roman dağıtıldıktan sonra, öğrencilere verilen karnelerin üzerindeki siluetinin de silindiğini... Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in vetosuna rağmen tek satırı değiştirilmeden yürürlüğe giren ve kaçak Kuran kurslarını teşvik eden yasanın CHP tarafından Anayasa Mahkemesi'nde durdurulmaya çalışılacağını, ama halen işletildiğini... Konya'da analarıyla birlikte öldürdükleri adamın cesedini 18 ay yemek pişirdikleri mutfağa gömen iki kız kardeşin, tarikat tarafından okutulup Kuran kursu hocası ve tarikat hastanesinde hemşire olduğunu ve 'tarikat himayesi'nde caminin verdiği evde oturduklarını... Kuşadası'nda 17 imzalı dilekçeyle bir direğin tepesine dikilen hoparlörden 50 bin kişiye zorla, avaz avaz ezan dinletildiğini... Amerika KKTC'ye 10 milyon dolarlık yardım için yeşil ışık yaktı diye göbek atarken, Diyarbakır'a 5 milyon avro'luk bir yatırım sağlayan şarap fabrikasını, köylülerin 'günah' diye engellediğini... haber veriyorsa, bu işaretler bir bütünün parçası ve bütünün bir anlamı vardır. Eğer bir gün önce, aynı Türkiye'nin Başbakanı'nın göbeği açık dolaşan kızlara değgin demeci haber oluyor, o Başbakan'ın Adalet Bakanı, laikliğin son kalesi Türk yargısını da RTÜK gibi 'siyasallaştırmak' yolunda Hâkimler ve Savcılar Yasası'nı yeniden düzenlemeye kalkıyorsa, bu yeni düzenlemeden hangi yeni düzenin hedeflendiği açıktır! Alkollü içkilere konulan yeni zamlardan Anadolu kentlerinde kapanan içkili lokantalara, Ege kıyılarında otobüs beklerken askılı giysi yüzünden tacize uğrayan kadınlardan türbansız çarşafsız gezilemeyen İstanbul varoşlarına ve Dışişleri Bakanı'nın inatla tesettürü savunmasından AİHM'de laik Türkiye yasalarının savunulmamasına, siyasallaştırılması sağlanan RTÜK'ün ahlaksızlığı yalnızca cinselliğe endekslediği sansürcülüğünden belediyelerin yalnızca türbanlı hanımları istihdam ettiği uygulamalara... Anayasa'nın deline deline kevgire dönmesinden İslami eğitim müfredatına, Türkiye hızla bir din devleti olmak yolunda ilerlemekte, toplum mutaassıplığa gerilemektedir. Oysa Türkiye'deki her 100 kişiden 60'ı, henüz ne dinci, ne de gerici. Yani henüz, çoğunluktayız. Ama devlet, dincilerin sultasına girdi. Direnen kurumlar teker teker tasfiye ediliyor. Ve en acısı, en inanılmazı, çünkü en aymazı, ülkede ilericiliği temsil edip savunması gereken etki odaklarının, ekonomik çıkarları, pazar payları, ihale dosyaları yüzünden iktidar yalakalığı yapması. Oysa bugün iktidara şirin görünerek korudukları çıkarlarının, yarınını mahkûm ediyor bu çevreler. Her zamanki gibi, burunlarından ötesini, birkaç yıl sonrasını öngöremiyorlar. O birkaç yıl sonra, bırakın çıkarlarını korumak, Türkiye'de yaşayamayacaklar! Bugünü kurtararak yarınlarını gömdüklerinin acaba farkındalar mı? |