Türk heyeti Paris gezisinden memnun Mehmet Ali BİRAND Hürriyet - 21/07/2004 PARİS
Fransız devlet başkanı ile yapılan görüşmeler ve iş çevreleriyle sürdürülen işbirliği çalışmaları başta Başbakan olmak üzere Türk heyetinin yüzünü güldürdü ancak, Aralık ayına kadar daha birçok iniş çıkışlardan geçileceği de açıkça anlaşılıyor. Şu aşamada söylenecek tek söz ibrenin Chirac açısından Türkiye’den yana olduğu. Erdoğan-Chirac görüşmesinin ayrıntılarını ve açıklamalarını haberlerden izlemişsinizdir. Ben size biraz perde arkasını aktarayım.
Başta Başbakan olmak üzere Türk heyeti Paris’teki görüşmelerden memnun. Özellikle Chirac’ın tutumunda bir değişiklik olmadığı Türkiye’ye Avrupa Birliği Komisyonu raporunda yeşil ışık yakıldığı taktirde müzakerelere başlanacağı mesajının verildiği belirtiliyor.
Yine de bu görüşmeleri dikkatli değerlendirmek gerekir. Yoğurdu üfleyerek yemekte çok yarar var. Bugünkü tutumlar Aralık ayına kadar şu veya bu yönde değişebilir. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın ve Türk heyetinin memnuniyet işaretleri şu andaki durumu yansıtıyor.
Fransa da Chirac’ın dışında Türkiye’ye koşulsuz EVET denmesini savunanlar mumla aranacak kadar az. Siyasi partiler olsun, sivil toplum örgütleri olsun Türkiye’nin çok önemli bir ülke olduğu ancak Avrupa’nın henüz böylesine büyük bir lokmayı yutmaya hazırlıklı bulunmadığı ileri sürülüyor.
Bu gezi sırasında ilk defa medya’nın tonunda bir değişiklik gözlendi.
Fransa’nın en muhafazakar Le Figaro gazetesinin manşetten verdiği haberde dikkatleri çeken nokta, Türk-Fransız ilişkilerinde Avrupa Birliği konusundan çok ekonomik ilişkilerin ön plana çıkarılmasıydı.
Aynı gazetenin Brüksel’den yayınladığı bir haberinde Avrupa Komisyonunun Türkiye’ye EVET demeye hazırlandığı belirtiliyor ve ayrıntılı olarak Ekim ayındaki rapor hakkında bilgi veriliyordu. Hemen yanıbaşındaki bir diğer haberde de uzun uzun Türkiye’nin Fransa açısından ne kadar önemli bir ortak olduğu ve ilişkilerin ne kadar sağlam bir zemine oturtulduğu vurgulanıyordu.
Aynı şekilde Fransız radyo ve televizyonlarında gezi ile ilgili yorumlarda da hep ekonomik ilişkiler ön plana çıkarıldı. Rakkamlarla Türkiye’nin ekononim ve ticari açıdan Fransa’ya sağladığı avantajlar yorumlandı.
Chirac-Erdoğan görüşmesi ile ilgili henüz tüm ayrıntılara ulaşabilmiş değilim. Büyük olasılıkla yarınki yazımda daha sağlıklı bir değerlendirme yapma imkanı doğacak. Ancak görüşmelere katılan Türk yetkililerin izlenimi şu aşamada olumlu.
* * *
BU İŞ KAVGASIZ HALLEDİLMEYECEK
PARİS.
İçine girmeden, bir süre yaşamadan Fransız kamuoyundaki, daha doğrusu Fransız elitindeki “Türkiye karşıtlığını “ anlayabilmek gerçekten imkansız.
Fransada öğretim üyeliği yapan Nilüfer Göle anlatırdı da, kendi kendime “artık bu kadarı da olmaz “derdim. Meğer olurmuş, hatta daha da fazlası olurmuş.
Fransızların Türk toplumuna karşı değil, Türkiye’nin Avrupa ailesine girmesine, onlarla eşit düzeydeki bir statüye kabul edilmesine itirazları var. Bunu kabullenemiyorlar. İçlerine sindiremiyorlar.
Derine inerek incelediğiniz taktirde, neden böyle bir tutkuları olduğu ortaya çıkıyor. Türk, Fransızlar için Avrupa’nın değil, Orta Doğu ve Asya’nın bir parçası. Avrupa ile tarih boyunca hep savaşmış bir güç.
Tarih kitaplarındaki TÜRK imajı, Osmanlılardan bu yana yaşananlar ve bunca yıldır oluşan psikolojik etkenler Fransız kamuoyunda artık öylesine yerleşmiş ve derinleşmiş ki, bunların kısa sürede ve kolaylıkla değişmesi çok zor.
Yapılan tartışmalara bakıyorsunuz, kullanılan gerekçeleri dinliyorsunuz ve inanılmaz bir direnç ile karşı karşıya olduğunuzu görüyorsunuz.
Acaba bu direnç ikna yoluyla, tanıtım ve bilgilendirme ile değiştirilebilir mi?
Hiç sanmıyorum.
Mutlaka kampanya yapılmalı, ancak Nilüfer Göle’ nin de dediği gibi, kafaların değişmesinin Fransız eliti ile kavgasız gerçekleşmeyeceği bilinmeli. Bu kavgayı da Türkiye değil, daha çok Fransız Cumhurbaşkanı ve hükümeti yapmak zorunda kalacak. Zira, Türkiye kavgasının temelinde bir de iç politika gerekçeleri yatıyor.
Chirac’a kendi partisinden muhalif olanlar Türkiye’ye HAYIR diyerek muhalefet yapıyorlar. Muhalefet partileri de, Türkiye karşıtı bir poltika uyguluyarak iktidarı yıpratmaya çalışıyorlar.
Anlayacağınız, hem tarihi ve kültürel nedenler, hem de iç politika oyunları Türkiye üzerindeki pazarlıklarda yoğunlaşıyor.
Başkan Chirac’ın yaklaşımı da, etrafı yıkıp dökmeden Türkiye’ye EVET denilmesinden yana. Bundan dolayı her konuşmasında birkaç noktayı ön plana çıkarıyor:
- Türkiye’ ye 40 yıldır söz verdik. Avrupalılıklarını kabul ettik. Helsinki de adaylıklarını açıkladık. Bu saatten sonra tutum değiştiremeyiz. Kopenhag kriterlerine uyum sağladıkları Komisyon raporuyla saptanırsa, müzakereleri başlatmak zorunda kalırız.
- Müzakereler çok uzun sürecektir. Yani Türkiye’ nin tam üyeliği yarının işi değildir. O gün geldiğinde oturur yeniden değerlendiririz.
Chirac’ın bu yaklaşımını diğer liderler de benimsemiş durumdalar.
Türkiye’nin tam üyeliği için zamana ihtiyac duyulduğunu saklamıyorlar, ancak Müzakereleri başlatmamazlık edemeyeceklerinin de farkındalar. Bundan dolayı kamuoyları karşısında zaman kazanabilmek amacıyla, “Bugün tarih verelim, sonra düşünürüz. Nasıl olsa, tam üyelik zamanı geldiğinde biz iktidarda olmayacağız. Bırakalım başkaları bu kavgayı yapsınlar” havası içindeler.
Emin olun, Türkiye’nin tam üyeliği, Türkiye’nin AB koşullarına uymasından çok, Avrupayı zorlayacaktır. Avrupa için kafalardaki Türkiye imajını veya tabusunu yıkmak çok daha güç olacaktır. AB kamuoylarının Türkiye’yi kabul etmeleri ve hazmetleri çok uzun yıllar alacaktır. |