Paris Yanarken Nedim Gürsel Milliyet - 14/11/2005 SEYIR DEFTERI
Paris'in kuzey varoslarini yakindan taniyan, bilen, orada yasayanlarin dünyasina empatiyle bakan bir yazar olarak izlenimlerimi okurlarla paylasmak, onlari da geçici olmasini diledigim yanginin cografyasinda dolastirmak istiyorum
Ilya Ehrenburg ünlü romani "Paris Düserken"de, Ikinci Dünya Savasi'nda Nazilerce isgal edilen Fransiz baskentinin, bombalanmasin diye "açik kent" ilan edilisinden söz eder. O zaman yanip yikilmaktan kil payi kurtulan Paris simdi yaniyor. Aslinda yanan, yikilan, göçmen gençlerin isyaniyla denetimden çikan, kent merkezi, yani "intra-muros" degil, daha çok kuzey varoslar. (Macarca kökenli de olsa, dilimize yerlesmis, hepimizin benimsedigi "varos" sözcügünü Fransizca "banlieu"ye tercih etmemi, umarim okurlar anlayisla karsilayacaklardir!) Bu kenar semtler, Neuilly gibi burjuvalarin oturdugu birkaçi hariç, genelde isçi semtleriydi. Kentin kuzeyini kusattiklari ve uzun yillar genelde komünist partiye oy attiklari için de "kizil kusak" olarak adlandiriliyorlardi. Simdi oralarda siddetin hayaleti dolasiyor. Arabalar, otobüsler, ne yazik ki okul ve isyerleri de dahil, toplumsal ve idari kurumlari barindiran yapilar atese veriliyor.
Az dolasmadim oralarda Alevler Paris'in bazi kuzey mahallelerini de sardi, ama simdilik "isiklar kenti"nin eski görkeminden fazla bir sey yitirmedigi, eski pariltisini, benzersizligini hâlâ sürdürdügü söylenebilir. Her zamanki gibi, olan yine varoslara, yoksullarin, göçmenlerin, issizlik oraninin yüzde 40'lara vardigi semtlerin sakinlerine oluyor. Gençlerin isyaninin ekonomik ve toplumsal nedenleri var elbette, oysa hükümet, özellikle de Içisleri Bakani Nicolas Sarkozy'nin sert tutumunu benimseyen sag kanat, bazi yerlerde valilerin sikiyönetim ilan edebileceklerini açikladi. Iktidar sorunlari çözmekten çok, gençlere gözdagi verme, isyani zorla bastirma egiliminde. Burada, Türk basin ve TV'lerinin de yakindan izledigi olaylarin ayrintisina girmek, siyasal analizler yapip çözüm önerilerinde bulunmak istemiyorum. Paris'in kuzey varoslarini yakindan taniyan, bilen, orada yasayan insanlarin dünyasina empatiyle bakan bir yazar olarak izlenimlerimi okurlarla paylasmak, bir bakima onlari da, geçici olmasini diledigim yanginin cografyasinda dolastirmak istiyorum. Olaylarin basladigi ve kisa sürede varoslara, giderek Fransa'nin öbür kentlerine de yayildigi eski "kizil kemer"i iyi bilirim. Bir dönem az dolasmadim oralarda. Caddeler issiz, sokaklar karanlik, kanal boylarinda depo ve fabrika duvarlari kederlidir. Toplumbilimcilerin "yatakhane kent" diye adlandirdigi yerlesim alanlarinda konutlar, üst üste yigilmis, balkonsuz, dar ve karanlik apartman katlarindan olusur. Bir zamanlar sanayi isçilerinin oturdugu bu "yatakhane"lerde, simdi göçmen isçiler, özellikle de Magrip ülkeleriyle Siyah Afrika'dan gelenler yasiyor. Isyan edenler de onlarin çocuklari zaten, Fransa'da dogup büyüyen, ne var ki kendilerine esit davranilmayan Müslüman kökenli gençler. Onlari tek tük kahvelerin teraslarinda bile göremezsiniz. Konutlarin önünde toplanip yüksek sesle tartistiklarini duyabilirsiniz ancak.
Neye ihtiyaçlari var? Konustuklari Fransizca da bir baskadir, Sorbonne'da ögretilen Fransizcaya benzemez. Adlari da Muhammed, Ahmed, Selim'dir, aralarina bir ya da iki Michel ve François karissa da. Okula gitmezler, spor da yapmazlar. Is aramaktir isleri güçleri ama kapilar yüzlerine kapanir. Eger böyle olmasaydi, bu umutsuz ve kirilgan gençleri "ayak takimi" diye dislamazdi içisleri bakani. Onlarin da Fransiz toplumunda yerleri oldugunu, Fransiz anayasasi geregince her yurttas gibi haklari ve görevleri bulundugunu, toplumda esit sanslara sahip olmalari gerektigini belirtirdi. Ama öyle yapmadi, varos sakinlerine, mahallelerinin bu "pislikten" temizlenecegi sözünü verdi. Hâlâ ayni tutum içinde, oysa göçmen gençlerin hakarete, dislanmaya, sindirilmeye degil, anlasilmaya, adam yerine koyulup toplumda bir yer edinmeye ihtiyaçlari var. Clichy Sous-Bois, Bobigny, Aubervilliers, Noisy Le Sec, Aulnay Sous Bois... Paris'in bakimsiz, kederli, yillardir ihmal edilmis kuzey varoslari. Yillar önce Arapça ve Farsça bölümleriyle birlikte Sorbonne Üniversitesi'nin merkez binasindan bu varoslardan birine, olaylarin hâlâ yatismadigi Asnieres'deki binaya tasindigimizda, daha dogrusu gönderildigimizde, rektörlügün bizi merkezden çevreye sürdügünü düsünmüstüm. Avrupamerkezci bir karar gibi algilanmamasi için Almanca bölümü de bizimle birlikte Asnieres'e gönderilmisti.
Gergin ve öfkeli erkekler Yillarca haftada iki gün bu semte ders vermeye gittim. Orada büyümüs bir ögrencimle, göçmen bir ailenin kizi olan simdiki esim Zühal ile de orada tanisip evlendim. Üniversiteden çiktigimizda ne oturup söylesebilecegimiz, belki de flört edebilecegimiz bir kahve ne de anlayisli bir ortam bulabilirdik. Çevremizde celabalariyla dolasan Magripliler, türbanli kadinlar, en kötüsü de gergin ve öfkeli bir erkek kalabaligi olurdu. Vitrinlerin isiklari erken söner, tek tük yabanci lokantalar erken kapanir, ortaliktan el ayak çekilirdi. Onu evine biraktigimda nedense hemen karanlik çökerdi. Uzun süre garda tek basima, biraz da korkarak ve hüzün içinde, Paris treninin gelmesini beklerdim. Iste simdi, bu issiz, kendi haline terk edilmis, Paris'in görkemiyle müthis bir karsitlik olusturan varoslar yaniyor. Biz Paris'in merkezinde, Seine Nehri'nin sol yakasi olarak bilinen agaçli bulvarlarin, sik kahvelerin, sanat galerilerinin, sinema ve tiyatro salonlarinin, güzel kitapçilarin Paris'inde mutlu sayiliriz. Ya onlar? Siyasetçiler onlarin akibetiyle gerçekten ilgilenselerdi, topluma uyum saglayamayan göçmen gençlerin isyani patlak vermez, Ikinci Dünya Savasi'nda yanmayan Paris'te alevler bacayi sarmazdi. Yine de, biliyorsunuz, ates düstügü yeri yakar. Hiç merak etmeyin, Paris'e, yani Fransizlarla beyaz göçmenlere bir sey olmaz! |