Isin Özü Ali SIRMEN Cumhuriyet - 06/10/2005 AB konusunu çok konusuyor, ama bazi istisnalar disinda ciddi olarak ele almiyoruz. Ne yazik ki uzman kisilerin uyarilarina kulak asmiyoruz ve bu yüzden, daha müzakere sürecine girerken, hatalari birbirleri ardina biriktiriyoruz.
AB ile vardigimiz noktayi illa bir zafer olarak göstermek istiyor, olmadik hamasi nutuklar veya basliklarla kamuoyunu yaniltiyoruz.
Ne Türk medyasi ne kamuoyu AB'nin gerçek yüzünü biliyor, ne de konunun özünü tartismaya hazir görünüyor.
Bu yaklasimlarin dogru olmadigi, bizi saglikli bir sonuca götürmeyecegi açiktir.
Sorunun özü, eldeki müzakere çerçeve belgesi ve 17 Aralik 2004 zirvesinden çikan metinle (Ikisi birbirini tamamliyor, hatta ikincisinde daha agir kimi hükümler bulunuyor) tam üyelige gitmenin garanti olmadigidir.
Evet bu belge, Türkiye ile müzakereleri, daha önceki üyeler, hatta bizden sonra süreci baslatip, bizden önce üye olmasi beklenen Hirvatistan'dan bile daha elverissiz hale sokmaktadir.
Bu gerçegi, 17 Aralik zirvesinden önce hazirlanan rapor sirasinda görmüs olsaydi iktidar ya da görmüs olanlarin uyarilarina kulak verseydi, bugün çok daha avantajli bir durumda olacagimiz kesindi.
****
Yapilan uyarilarin özeti ''Bu belgelere dayanarak Türkiye tam üyelik sonucuna ulasamayabilir, ulasamamasi olasiligi daha güçlü'' seklinde dile getirilebilir.
Buna karsi ileri sürülebilecek savlar yok degil.
Birincisi ''Her seye ragmen müzakere süreci baslatilmistir. Bu da azimsanacak bir sonuç degildir'' seklinde özetlenebilir.
Evet dogrudur, ama müzakere sürecinin salt tam üyelikle sonuçlanmasi halinde baslamis olmasi, neye yarayacaktir?
Bu görüse karsi da denebilir ki: ''Türkiye'nin bunca muhalefete karsin müzakere sürecini alabilmis olmasi bir basaridir. 10 - 15 yil içinde kosullar degisip, Türkiye'nin çok lehine bir hale gelebilir ve degisen kosullar altinda daha global bir vizyonu olan AB tarafindan üyelige kabul edilebilir. 3 Ekim iste bu sürecin baslangicidir. 17 Aralik 2004 - 3 Ekim 2005 belgelerini statik bir biçimde degil, degisen kosullarin dinamigi içinde degerlendirmek daha dogru olur ve o zaman, 3 Ekim müzakere çerçeve belgesine yöneltilen elestirilerde ileri sürülen hususlarin illa gerçeklesmeyecegi de görülebilir.''
Evet, bu savda da gerçek payi olmadigi söylenemez.
***
Ama bu noktada önemli bir sorunun ortaya çiktigini da yadsiyamayiz.
Bu kosullar altinda, saglikli bir müzakere nasil yapilabilecektir.
Bu noktaya deginmeden önce, bir yanilgiyi gidermekte büyük yarar var. Kimilerinin ileri sürdükleri gibi, müzakere süreci aslinda müzakere olmayip, uyulacak hususlarin, yani AB kazanimlarina uyum sartlarinin dikte edildigi bir proses degildir. Özel kosullar her zaman tartismaya açiktir, kimi ülkelere getirilen geçici derogasyonlar ve onlarin buna karsilik ileri sürdükleri kosullar gibi...
Ayrica, Türkiye ile ilgili metinler dikkatle okundugu, AP'nin kararlari dikkatle izlendiginde görülecegi üzere, Ankara'ya uzun uzun tartisilmasi gereken kimi kosullar da ileri sürülmektedir. Bunlarin hepsi pazarlik konusu olacaktir.
Her pazarlikta oldugu gibi, her diplomatik veya siyasal müzakerede, taraflar karsi tarafa ne verecegini ve ondan ne alacagini hesaplayarak hareket ederler.
Taraflar, aldiklarina karsi bazi seyler verecek, verdiklerine karsi bazi seyler alacaktir. Bunu bilerek ve alacaklarini hesaplayarak, neler verebilecegini kararlastiracaktir.
Ama Türkiye ile AB üyelik müzakere süreci böyle geçmeyecek. Çünkü Türkiye'nin, müzakerinin kendisi açisindan asil amaci olan tam üyeligi müzakereler sonunda alip alamayacagi, alsa bile bu üyeligin yine de öbür üyelerle esit olmayacagi, bütün bu engelleri assa bile karsi tarafin hazim kapasitesine bagli oldugu bir ortamda, her kazanimin kuskulu oldugunu düsünmesi gerekmektedir.
Bütün bunlarin üstüne de müzakere sürecinde elde edilen kazanimlarin hepsinin, bu sürecin disinda olan ülkelerin halkoylamasinda sifira inmesinin mümkün oldugunu da unutmamak gerekir.
Bu durumda söyler misiniz bana, hangi akilli müzakereci, ne alacagi belli olmayan, ama karsi tarafin istemlerinin somut oldugu bir ortamda, saglikli bir görüsme yürütebilir?
Bugünkü kosullar altinda, Türkiye - AB üyelik müzakereleri topal bir müzakere sürecidir ve aptal olmayan hiç kimse, ne alacagi belli olmayan bir pazarlikta karsisindakinin isteklerine karsi olumlu bir açilim sergileyemez.
Iste topal müzakere sürecinin, esas içinden çikilmasi zor sorunu budur. |