Asabımıza Hâkim Olalım... Orhan ERİNÇ Cumhuriyet - 25.08.2005
Avrupa Birliği ile başlatılacak üyelik müzakerelerinin tarihi yaklaştıkça sinirlerin gerginliği de artıyor. Önce ''müzakere'' sözcüğünün bir nezaket ifadesi olduğunu anımsayalım. Çünkü görüşülecek konuların hepsinde Türkiye'nin Avrupa Birliği kazanımlarına uygun durumda olup olmadığı irdelenecek. Bu nedenle de Türkiye'nin ''Ben sizin şu, şu, şu konulardaki kurallarınıza uymam'' deme hakkı yok. Olsa olsa, ele alınacak konuların sırasını belirleme ve kimi durumlarda da erteleme isteme hakkından söz edilebilir. Bu durum da ''pamuk ipliği ile bağlı'' denebilecek ilişkilerin kopma noktasına gelmesi tehlikesini ortadan kaldırma yerine daha da arttırma sonucunu doğurabilir. Türkiye'yi Avrupa Birliği dışında tutma, ama sıkı bağlarla el altında bulundurma niyetlerini gerçekleştirmek için uygulanacak yöntemi kolaylaştırma riski de cabası olur. *** Zaman zaman bizler de hukuka siyasetin karıştırılması geleneğinden yakınıyor ve eleştiriyoruz. Ancak bu geleneğin değiştirilmesi pek de zor bir şey değil. Sayısal çoğunluğu bulunan iktidar partisi zorlanınca, hukuktaki siyaset etkilerini bir günde çıkarılacak yasalarla ayıklayabilir. Ayıklamasa bile, yasaların bu yapısından gadre uğrayanlar, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi aracılığıyla haklarını arayabilirler. Türkiye'nin asıl sorunu, kendisine dayatılan siyasal isteklerin altından kalkabilmek, haklı olarak ''Sevr'i hortlatma girişimi'' diye nitelendirilen dayatmaları engellemektir. Ancak bunun gerçekleştirilebilmesi için ''önce konuşup sonra düşünme'' alışkanlığından kurtulunması gerekmektedir. Müzakerenin başlangıç tarihini erteletmemek için yapıldığı olasılığını akla getiren yanlışlardan dönülmesi, politikadan ayrı bir nitelik isteyen devlet adamları sayesinde mümkündür. Ama bu kez de ''verilen sözlerin tutulmadığı'' suçlamalarına çanak tutmak, siyasal iktidarın kimi çevreler karşısında güçsüz kaldığı iddialarına yol açacak bir ortam yaratılmaktadır. Türkiye'nin önündeki en büyük sorun, yıllarca yaşadığı terörü dünyaya anlatamamasıdır. Özellikle Başbakan'ın pek de parlak geçmeyen Diyarbakır gezisindeki sözleri kafaları büsbütün karıştırmış, Türkiye'ye yeni bir ayak bağı yaratmıştır. *** Avrupa Birliği'nin Türkiye'nin Doğu ve Güneydoğu illerine hangi gözle baktığı bilinmektedir. Bu bölgeler için öngörülen niyetler içinde, şimdiye dek üzerinde yeterince durulmayan konulardan biri de Fırat ve Dicle'nin sularına Türkiye'yi dışlayarak bir yönetim oluşturma kararlılığıdır. Müzakerenin başlatılmasına ilişkin kararda gönderme yapılan Avrupa Birliği Komisyonu Raporu'nda bu konu açık biçimde dile getirilmiştir. Raporda, Dicle ve Fırat havzasındaki suların Avrupa Birliği tarafından Ortadoğu sorunuyla ilişkili olarak yönetilebileceği, yönlendirilebileceği ifadeleri de yer almaktadır. Bu yaklaşım, Irak nedeniyle stratejik ortağımız(!) Amerika Birleşik Devletleri'nin de işine geleceği için siyasal iktidarı zorlamaktadır. **** Uzun lafın kısası, Avrupa Birliği tutkusunun yarattığı yalancı coşku, başımıza çorap örülmesini kolaylaştıracak oyunların görülmesini engellememelidir. oerinc@cumhuriyet.com.tr |