hautdroite2.gif (179 octets)

Ataturquie

A TA TURQUIE, Association socio-culturelle

EUROPE - TURQUIE

--- Retour ---

Ahlaken İğdiş Fransız!

Orhan BURSALI
Cumhuriyet – 19/12/2004

 

Gazetelerimizin birinci sayfalarına bakacak olursak, Türkiye AB'ye neredeyse tam üye olarak girdi. Normal bir okurun gerçeği öğrenebilmesi için bu iyimserlik kasırgasını savuşturmayı başarması, sonra da sonucu olgular temelinde yorumlama ve değerlendirme dürüstlüğünü kaybetmemiş sınırlı sayıdaki yazarı bulup okuması gerek.

Okur, zor bir görevle karşı karşıya!

Ama niye durum böyle? Şüphesiz, AKP ve Erdoğan 'a (iktidara!) yağ çekmekten tutun, Türk politikacıların ve hükümetlerin kendi başlarına bu ülkeyi ''çağdaşlaştırma'' ve refaha ulaştırma yeteneklerine olan ''sıfır güven'' e kadar uzanan onlarca nedeni var.

Açıkçası, bu sonuncu saptamaya katılmamak, doğrusu mümkün değil!

Bu yazı, ''Brüksel'de ne oldu'' sorusuna birçok arkadaşımızın getirdiği doğru değerlendirmeleri biraz daha derinleştirmek ve bir de ''tarihe tanıklık ederek not bırakmak'' amacını taşıyor.

***

1 - Türkiye açısından:

a) Türkiye yıllardır kilitlendiği ''müzakere tarihi almayı'' başardı! Bu bir hedefti. Fakat hedef, Brüksel'de özüyle değil, şekli ile gerçekleşti. Zaten ''öz'' , bizde değildi ve başarıyı ''tarih almaya'' indirgemiştik. Müzakere tarihini içeren kararı okuduğunuzda da görüyorsunuz ki, müzakere, asli amacı olan sonucundan, yani ''üyelik'' ten kopartıldı, iki ayrı olgu olarak değerlendirildi. (Bunu yazdık..) İlk kez bir müzakere tarihi verilmesi kararında, Türkiye için, görüşmelerin ucu açıklığı kayıt altına alındı.

b) Müzakere tarihi verileceği, Verheugen 'in raporundan sonra açık seçikti.

c) Tam üyeliğimiz, tarihin seyri içindeki gelişmelere bırakıldı.

d) Türkiye müzakerelerde de yüksek bir başarım gösterse bile, AB istemediği sürece müzakereleri kapatmayabilecektir. Kararın ruhunda bu vardır.

Ancak, yine de bir müzakere tarihi açıklanması başarıdır. Tam üyelik gri alanda olsa bile, tarama sürecinde ükemizin Avrupa standartlarına uyumunun sağlanması, bize büyük yarar sağlayacaktır. Bugüne kadar, AB havucu sayesinde gerçekleşenler gibi..

Kesin, gönülden, berrak bir üyeliği öngören karar çıkmamasını, Erdoğan hükümetinin başarısızlığı olarak görmek haksızlık olur! Çünkü, olguların yönetimi onların dışındadır!

***

2 - Avrupa Birliği açısından:

a) Avrupa Birliği Türkiye'yi tam üyeliğe almaya hazır değildir. Bunun çok sayıda nedeni vardır. Çoğu kültürel, coğrafi ve AB'nin büyüyebilme sınırları ile ilgilidir.

b) Avrupa Birliği'nin Türkiye'ye verdiği önem geçmişte (ve bugün de) ''coğrafi stratejik askeri ortaklık'' la sınırlı oldu (şimdilerde ekonomik pazar da biraz işin içine girdi)..

c) Türkiye, üyelik gerçekleşmese bile, Avrupa değerlerine ve kurumlarına bağlı tutulması gereken bir ülkedir (kararda yazılı!).

d) Müzakere kararı, tamamen, Avrupa'nın bugünkü siyasal tutumunun belgesidir. Ne itecek, ne kaçıracak... İkili ilişkilerin vardığı bu noktada, bir tarih açıklamanın dayanılmaz zorunluluğu kaçınılmaz olarak ortaya çıkmıştı..

e) Bu tarihi açıklamak ise AB'ye yasal ve ahlaki hiçbir sorumluluk getirmemektedir: Görüşmelerin ucu açıktır... İnsan dolaşımı istenirse ebedi olarak yasaklanabilir... Fonları -özellikle tarım- tamamen kapatmak yüzsüzlüğünü bile kayıtlara geçirdiler.

f) Kendilerini bağlamamak ve Türkiye'ye hiçbir şey vermemek için daha ne yapsınlardı!

***

Brüksel'de bize tek verilen, zaten daha önce var olan, ama bu defa bir basamak üst düzeyde, yine tam üyelik perspektifidir..

Burada daha önce yaptığımız bir saptama: AB, isterse bizi beş yılda üye yapabilir.. Bunu ise dünyadaki ve bölgemizdeki biraz olağanüstü siyasal ve askeri gelişmeler belirleyecektir. Tabii, gönüllerinde öncelikle, tam üye olmadan Türkiye'yi NATO'daki gibi cephe askeri olarak kullanmak yatacaktır.

Chirac 'ın bir gece önceki o ''ünlü'' konuşmasında sarf ettiği ''Türkler onurlu millettir, imtiyazlı üyeliği kabul etmezler'' sözü, ekranlarımızdaki tanıdık Türklerin nasıl da kulaklarını ağızlarına getirmişti! Chirac, düşüncesi ahlaken iğdiş olmuş bir politikacıdır..

Ülkesinin başarısızlıklarından dolayı ezilmiş ve gönlü sürekli kırık bir ülkenin yazarı, çizeri, aydını olarak, Türklüğümüze, ülkemize düzülecek övgünün, bütün tam üyeliklerden daha önemli olduğunu tarih bir kez daha tescillemiştir..

Salı günü, ''Brüksel Zaferi'' nin gerçek galibi ve ''Pirus Zaferi'' üzerine yazacağım..

     

 

[Présentation] [Press-Book] [Album] [Activités] [Actualités] [Nous Contacter] [Olusum/Genese]
[Dossier O/G] [Editions A TA TURQUIE] [Bibliographie] [Bibliothèque] [Poésies] [Hommage] [Galeries]
[Exposition] [Manifestations] [Annuaire] [Annonces] [Informations] [Liens] [Carnet Rose] [Quoi de Neuf]

Copyright 1999-2000 © Site créé par ATATURQUIE
Tel : 03 83 37 92 28 / Fax : 03 83 37 83 30 / poste@ataturquie.asso.fr
Webmaster :
Dominique SOUTREL
Site optimisé en 1024 x 768 pour Microsoft Internet Explorer 5

basdroite.gif (174 octets)