hautdroite2.gif (179 octets)

Ataturquie

A TA TURQUIE, Association socio-culturelle

EUROPE - TURQUIE

--- Retour ---

Gerçekleri bilelim

İSMET BERKAN
Radikal - 19/12/2004

 

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan Avrupa Birliği liderler zirvesi için Brüksel'e çarşamba günü yerel saatle 19.00'da vardığında, masanın üzerinde Hollanda dönem başkanlığı tarafından hazırlanmış, AB Dışişleri Bakanları'nın oluşturduğu Genel İşler Konseyi'nde nihai şekli verilmiş bir taslak vardı. Bu karar taslağına biz gazeteciler 'dördüncü taslak' adını veriyoruz.
Başbakan, çarşamba akşamı bu taslakla ilgili son kez bilgilendirildi. Geniş katılımlı brifingden çıkan sonuç, taslağın daha pazarlığa muhtaç olduğu şeklindeydi. Ayrıca taslakta yer almayan, zirvede liderler tarafından doldurulacak unsurlar da bulunuyordu ve bu konuda da lobi yapmaya ihtiyaç vardı.

Taahhütle bitirdik
Çarşamba akşamı Türk heyetinin 'daha pazarlığa muhtaç' diye nitelediği dördüncü taslakla bugün elimizde olan karar metnini karşılaştırdığımızda, metnin Türkiye açısından olumlu yönde değil olumsuz yönde değiştiğini görüyoruz. Başlıca ve en kritik olumsuzluk Kıbrıs konusunda resmi bir taahhüde girilmiş olması.
Bu cümleleri yazıyorum; çünkü bu konu, sanırım önümüzdeki günlerde artık üzerindeki mahçubiyeti atıp açıkça Avrupa Birliği karşıtı bir tutum benimsemiş olan ana muhalefet partisinin sözcüleri tarafından sık sık dile getirilecek.
Yalnız, bu gerçeği, yani Brüksel'e gelinen gün bulduğumuz metinle ayrıldığımız gün elimize verilen metin arasındaki Türkiye açısından olumsuza giden değişimi doğru değerlendirmek için 15 Aralık akşamı ile 17 Aralık akşamı arasındaki 48 saati de yok saymamamız gerek.
15 Aralık akşamı Brüksel'deki Conrad Oteli'nin dördüncü katında oluşturulan toplantı odasında tartışılan dördüncü taslak, aradan 24 saat geçtikten sonra 'liderler zirvesi birinci karar taslağı' olarak geri geldiğinde Türkiye açısından çok ciddi, kabul edilemez nitelikte değişikliklere uğramıştı.
Başlıca değişiklik ve başlıca kaygı konusu Kıbrıs'la ilgili meşhur 19. paragraftaydı. Ama değişikliğe gelmeden önce meselenin boyutlarıyla ilgili bazı hatırlatmalar yapmam lazım.

Mağlup Rum lideri mi?
16 Aralık sabahı Başbakan Erdoğan Brüksel'de bulunan köşe yazarlarıyla bir sohbet toplantısı yaptı. O sohbette ben Başbakan'a, "Buradan, Brüksel'den evine mağlup olarak, hiçbir şey elde etmeden dönen tek lider Papadopulos mu olacak?" diye sordum.
Bu sorunun sorulmasının da bir sebebi vardı kuşkusuz. Taslak metinlerdeki Kıbrıs'la ilgili 19. paragraf neredeyse iki haftadır, yani ilk taslak ortaya çıktığından beri değişime uğramamıştı. Paragrafta başından itibaren, "Avrupa Konseyi, Türkiye'nin 10 yeni ülkenin katılımını hesaba katarak Ankara Anlaşması'nın uyum protokolünü imzalama kararını memnuniyetle karşılar" deniyordu ve Kıbrıs lideri Papadopulos ile Kıbrıs hükümet sözcüleri o ilk günden beri bu paragrafı en hafif deyimle 'yetersiz' buluyorlardı. Kıbrıslı Rumlar bir ara 17 Aralık öncesi Türkiye'nin kendilerini diplomatik olarak tanımasını isteyecek kadar 'büyük' taleplerde de bulundular ama aslında istedikleri Türkiye'nin protokolü imzalama taahhüdü vermesi değil protokolü imzalamasıydı.

Veto ihtimal dışı değil
Kıbrıs Cumhuriyeti, AB'nin 25 eşit üyesinden biri. Her üye gibi onların da beğenmedikleri kararları veto etme, yani o konuda karar alınmamasını sağlama hakları var. Bu durumda, bir üye ülkenin doğrudan kendisini ilgilendiren bir konuda hiçbir kazanç elde etmemesi ve kendisine sunulanla yetinmesi çok da kolay değil.
Kaldı ki, bu siyasi parametrelere bir de psikolojik ölçütleri de eklemek gerek. Kıbrıs Cumhurbaşkanı Papadopulos yaşlı ve ömrünün son dönemlerini yaşayan bir kanser hastası. Neredeyse bütün hayatını, aynen Kuzey'deki meslektaşı Rauf Denktaş gibi 'Kıbrıs davası'na adamış bir kişi. Özellikle referandumdan beri Güney Kıbrıs'ta bir halk kahramanı. Ve açıkçası, düşünce dünyasında da önceliği Avrupa veya dünya değil minicik Kıbrıs adası.

Onurlu çıkış arayışı
O yüzden 15'i akşamı gerek Erdal Güven'in ve gerekse Yorgo Kırbaki'nin konuştuğu Rum-Yunan kaynakların söylediği, 'Veto ciddi bir ihtimaldir' cümlesi çok önemliydi. Ve ben de bu yüzden Başbakan'a, "Buranın tek mağlubu Papadopulos mu olacak?" diye sordum. Acaba bizim heyete, Papadopulos'a 'onurlu çıkış' sağlayan bir ara formül önerilmiş miydi, bu konuda ipuçları almaya çalışıyordum.
Ama Başbakan bu soruya yüksek perdeden cevap verdi. Türkiye Kıbrıs konusunda üzerine düşeni yapmıştı, şimdi sıra AB'deydi. Fazladan öğrenebildiğimiz tek şey, Türkiye'nin zirve sonrası bir Kıbrıs atağı düşünmekte olduğuydu.
Başbakan 16'sında, zirve öncesinde gün boyu çok sayıda ikili temas gerçekleştirdi. Bu temaslarda amaç Türkiye için olabilecek en iyi sonucu çıkartmak ve elbette 'dördüncü taslak'ta beğenilmeyenlerin düzeltilmesini sağlamaktı.

Taslak kötüleşiyor
Ama perşembe akşamı saat 22.30 sularında AB liderleri yemeğinden birinci zirve karar taslağı Conrad Otel'deki Türk heyetine ulaştı ve o anda ortalık karıştı. Çünkü 19. paragraf olduğu gibi kalmış, üstüne üstlük buradan bir dip not verilerek bir de 'Başkanlık deklarasyonu' yazılmıştı. Bu deklarasyonda da, Türkiye'nin protokolü imzalama kararını teyit amacıyla protokolü parafe ettiği yazılıydı.
Türkiye, 19. paragrafın mevcut halini tümüyle gereksiz bulup ve bu paragrafın zirve karar metninden çıkarılması beklentisini dile getirirken Brüksel'de 'yarım imza' atmaya zorlanır olmuştu.

Hayır deme kararı
Türk heyetinde bir telaştır başladı. Protokol metni yeniden gözden geçirildi. Bu arada, o sırada Brüksel'de bulunan İngiltere'nin Ankara Büyükelçisi Sir Peter Wesmacott bile bazı danışmalar için Conrad Oteli'ne davet edildi. Türk heyeti, protokolü imzalamanın 'fiili tanıma' anlamına gelip gelmediğini tartışıyordu kendi içinde.
Başbakan Erdoğan, perşembe gecesi 23.30 civarında diplomatlar ve yanındaki siyasi heyetle bir araya geldi. Yarım saati aşkın süren bu karar verme toplantısında çıkan eğilim, Türkiye'nin AB'ye 'Eğer bu kararda ısrarlıysanız biz bunu kabul etmiyoruz' demesi şeklindeydi. Bu toplantının ardından Başbakan Erdoğan diplomatlardan odayı boşaltmalarını istedi ve bir süre de beraberindeki bakanlar ve partinin önde gelen kimi milletvekilleriyle görüştü. Bu görüşme sonrası ortaya çıkan genel eğilim, bir pazarlık penceresi açmaması halinde AB'ye 'Hayır' cevabı verilmesi ve mümkün olan en kısa sürede de Brüksel'den Ankara'ya dönülmesiydi.
Bu kararla Erdoğan ve beraberindeki hayli kalabalık heyet otelden ayrıldı, Konsey binasına gitti. Orada bu komik derecede kalabalık heyeti dönem başkanı sıfatıyla Hollanda Başbakanı yanında iki kişiyle birlikte bekliyordu.
Taraflar arasındaki ilk görüşme sonrası müzakere penceresi açıldı ve hemen müzakereye başlandı. Ve 12 saate yakın devam eden, birkaç kez Başbakan'ın 'Biz gidiyoruz' restlerine sahne olan müzakerenin sonunda da şimdiki nihai karar metnine ulaşıldı.

Karar kemiksiz
Meseleye sadece Kıbrıs açısından bakıldığında, Türkiye 'Ölümü görmüş, sıtmaya razı olmuş'tu belki. Ama bir de meseleye, AB ile müzakerelere başlamasına resmen karar verilmiş, bir tarih almış ülke olma açısından bakmak lazım. Hatta tek bakılması gereken açı bu. Bu anlamda, içerdiği net müzakere tarihi sebebiyle bu karar 'kemiksiz' ya da 'kılçıksız' bir karar.
AB ile yürütülecek olan müzakerenin hedefi tam üyelik. Bu çok net ve bazılarının takdime çalıştığı gibi 'kılçıklı' falan değil.
Özel şart, özel engelleme yok.
Bütün mesele, AB müktesebatına uyum sağlamak ve bu arada Kopenhag Kriterleri'nden de ayrılmamak, işkenceye hoşgörü göstermemeye devam etmek vs.
Eğer Türkiye müktesebat uyumunu yeterince hızlı yaparsa sonunda birlikle üyelik anlaşmasını imzalayacak. Bu çok açık.
Ancak elbette Kıbrıs'ı unutmamak gerek. İdeal çözüm, Kıbrıs sorununun 3 Ekim öncesinde çözülmesi. Eğer ufukta çözüm varsa, Türkiye müzakereye 3 Ekim 2005 yerine Nisan 2006'da da başlayabilir, bunda da hiçbir sakınca yok. Ama Kıbrıs mutlaka çözülmeli.
Ancak çözülemiyorsa, o zaman Türkiye, Kuzey Kıbrıs'taki son 30 yıldır sürdürdüğü durumu olduğu gibi korumaya devam edip etmemekle Avrupa Birliği'ne üyelik arasında bir seçime zorlanır.

     

 

[Présentation] [Press-Book] [Album] [Activités] [Actualités] [Nous Contacter] [Olusum/Genese]
[Dossier O/G] [Editions A TA TURQUIE] [Bibliographie] [Bibliothèque] [Poésies] [Hommage] [Galeries]
[Exposition] [Manifestations] [Annuaire] [Annonces] [Informations] [Liens] [Carnet Rose] [Quoi de Neuf]

Copyright 1999-2000 © Site créé par ATATURQUIE
Tel : 03 83 37 92 28 / Fax : 03 83 37 83 30 / poste@ataturquie.asso.fr
Webmaster :
Dominique SOUTREL
Site optimisé en 1024 x 768 pour Microsoft Internet Explorer 5

basdroite.gif (174 octets)