CHP lideri Baykal : İstediğimiz AB bu değil Murat Yetkin Radikal - 19/12/2004 CHPlideri Deniz Baykal ile konuştuğumuz sıralarda Ankara'da hummalı bir faaliyet vardı. Başbakan Tayyip Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ü taşıyan uçak Esenboğa Havalimanı'na inmek üzereydi. Belediye Başkanı Melih Gökçek, otobüs ve dolmuşları seferber etmiş, Erdoğan'ı karşılamak üzere havalimanına ve AB ile anlaşmanın kutlamalarının yapılacağı Kızılay Meydanı'na AKP teşkilatının seferber ettiği vatandaşları taşıyordu. Baykal'ın telefondaki sesi ise tepkili geliyordu: "Ortada kutlayacak bir bayram göremiyorum. Hükümet 17 Aralık metnini imzalayarak, bizim de, kendisinin de karşı çıktığı AB ile özel bir ilişkiyi, tam üyeliğin dışında, ikici sınıf bir ilişkiyi kabul etmiş oldu. Konsey kararlarına göre öngörülen AB'nin karar mekanizmalarında yer almayan, hak paylaşım mekanizmalarının dışında bırakılan, ikinci halka da, Avrupa'nın kenarında yer alan bir Türkiye'dir. Oysa bizim mücadelesini verdiğimiz, Türkiye olarak bizim öngördüğümüz, bizim istediğimiz AB bu değil."
'Kenar Avrupası olamayız' Baykal'ın bu tepkisine yol açan unsurların başında, Konsey kararlarının 'Müzakerelerin Çerçevesi' başlığını taşıyan 23'üncü maddesi. Bu madde, bundan böyle AB aday ülkeleriyle yapılacak görüşmelerin her bir konunun başlangıç ve bitiminde üyelerin oybirliğini gerektirecek bir şekilde ve ülkelerin özellikleri ve AB ile uyumluluğu dikkate alınarak ele alınmasını öngörüyor. Bu maddenin son paragrafında, aday ülkenin, üyelik koşullarını tam olarak yerine getiremeyeceğine emin olunduğu takdirde 'Avrupa yapılarına' olabilecek en sağlam bağlarla 'çıpalanması' da öngörülüyor. Baykal'ın saptaması ve yorumu ise şöyle: · Madde ilk defa Türkiye'ye uygulanacak. Örneğin henüz üyelik sürecindeki Bulgaristan ve Romanya'ya ya da üyelik görüşmelerine Nisan 2005'te başlayacak Hırvatistan'a uygulanmayacak. Bundan böyle deniyor ancak, yalnızca Türkiye var ve başka hangi ülke olacağı görülmüyor. Üstelik herhangi bir üye ülke, tarımdan göçe dek herhangi bir konuda, 'Bu benim çıkarıma aykırı' diyerek istediği konuda kalıcı kısıtlamalara gidebilecek. Türkiye'ye önerilen, paylaşılan değil, kısıtlanan hakların Avrupa'sı. · Çok önemli bir unsur daha var. Bu mekanizma ile Türkiye'nin AB karar mekanizmalarına alınmamak istendiği de görülüyor. Yani diğer üyeler size her türlü kısıtlamayı istediği zaman getirebilecek, ama sizin, üye olduğunuz zaman bile bu konuda bir söz hakkınız olmayacak. Bu tam üyelik değildir. Daha önce ortaya atılmış bir 'ikinci halka' teorisi vardı. Belli ki AB'nin hesabı, Türkiye'yi adım adım bu ikinci halkada, Avrupa'nın kenarında yer almaya, bunu kabullenmeye zorlamak. · Hükümete düşen, "Ben bu ikinci halkada yer alamam, 'kenar Avrupa'sı' olamam, 23'üncü madde kapsamında değerlendirilemem" demekti. "Türkiye'yi birinci halkaya almaya hazır olduğunuzda bizi arayın" diyebilmekti. Başbakan 'Uçağımı hazırlayın' dediğinde tepki gösterdiği ifadelerle, kabul ettiği ifadeler arasında içerik olarak fark yok. Zina meselesinde nasıl kabul ettiyse, bu defa da öyle ettiği anlaşılıyor. Başbakan Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Gül'ün Brüksel'e gitmeden 'Kabul edemeyiz' dediği maddelerin hiçbirinde ilerleme kaydedilmemiştir. Kıbrıs meselesinde maalesef Rum vetosu işlemiştir. Konsey kararının 19'uncu maddesine göre, ortada Türkiye'ye müzakereler için önerilen iki tarih vardır. Birincisi 3 Ekim 2005. İkincisi ise, Kıbrıs protokolünün imzalandığı tarih. Yani 3 Ekim'e dek protokol imzalanmazsa, görüşmeler yine başlamayacak. O da yine Kıbrıs Rumlarının onayına bağlı. Yazılı teminat verilmediği söyleniyor ama, 19'uncu maddede tırnak içi ifadeler var. Bir metin verildiyse, bunun altında Başbakan değil de, örneğin Devlet Bakanı Beşir Atalay'ın imzasının olması fark eder mi? Abdullah Gül 14 Aralık'ta TBMM'deki görüşmelerde 'müzakere olmadan tanıma olmaz' demişti, biz de bu sözleri teminat kabul etmiştik. Kıbrıs Rumları veto haklarını işletmiş, Türkiye buna kurban gitmiştir. Yeni süreçte, Kıbrıs'tan başlayıp kimbilir bize daha neler kabul ettirmeye çalışacaklar. Baykal'a göre, bu metnin çıkması ve kabul edilmiş olması, her şeyin sonu anlamına gelmiyor. Hatanın düzeltilmesi için hâlâ yapılabilecek çok şey olduğuna inanıyor: "Bu hükümet bunu yapar mı, emin değilim ama, ikinci halka ilişkisinin kabul edilmeyeceğini söylemek, müzakereleri bunun üzerine kurmak gerekir. Ancak her şeyden önce insanların zekalarıyla alay etmemek ve bu metnin bayram yapılacak bir metin olmadığını kabul etmek gerekiyor." |