Baska Bir Türkiye... Ali SIRMEN Cumhuriyet - 19/05/2005 Sevgili, Dostum, uluslararasi çapta tiyatro adami Mehmet Ulusoy , Paris'teki törenden sonra Türkiye'ye gönderildi. AKM'deki törende, kendi ülkesinin insanlari, dostlari bir kez daha andilar Mehmet'i ve çalismalarini; onun ardindan topraga verildi. Paris'teki törenin en duygulandirici yanlarindan biri de çesitli uluslardan sanatçilarin, Mehmet'in çok sevdigi Bodrum türküsü ''Çökertme'' yi aksansiz, mükemmel bir Türkçe ile söylemeleri oldu. Ulusoy'un Paris'te yasayan Türk dostlarinin da katildigi törende baska dikkati çeken nokta da Türkiye Büyükelçiligi veya Baskonsoloslugu'ndan kimsenin bulunmayisiydi. Oysa su siralarda, disaridaki görüntüsü pek parlak olmayan Türkiye'nin adinin Fransiz basininda olumlu bir sekilde geçmesini saglamisti Mehmet. Le Monde, La Liberation ve Le Figaro'da ''Türk Tiyatro Adami'' Mehmet Ulusoy'dan övgü ile söz eden yazilar yayimlandi ölümünün ardindan. Su siralarda pek kolayca saglanabilecek bir sey degil bu. Ama hemen belirtmeliyim ki UNESCO'daki Büyükelçimiz Selçuk Bey, Mehmet'i hastanede ziyaret etmek vefakârligini göstermisti. **** Mehmet Ulusoy ile kirk bes yili asan dostlugumuzun sonucu birçok ortak animiz var. Artik onlara yenilerinin eklenmesi olanaksiz ne yazik ki... Dostlar ile ilgili anilarin hepsi okurlari ilgilendirmiyor, ama insan bir yakinini kaybedince her zaman bu gerçegi kavrayamayabiliyor ve yine de yaziyor. Gel gelelim kimi anilar var ki mutlaka paylasilmasi gerekiyor. Onlari kendine saklamamak da bir görev. Mehmet'in kendi anlattigi bir olayi mutlaka hem seninle hem de bütün okurlarimla paylasmak isterim. Mehmet Ulusoy, tiyatroya Galatasaray Lisesi'nde ögrenciyken oyuncu olarak basladi. Ilk önce okuldaki oyunlara çikan Mehmet, zamanla profesyonellige geçti. Ilk profesyonelligi de Ulvi Uraz' da oldu. O yillarda Ulvi Uraz Tiyatrosu okulun iki adim ötesindeki Küçük Sahne'de perde açiyordu. Mehmet, temsillere katilabilmek için geceleri okuldan kaçiyor, oyunu bittikten sonra, yine ayni yöntemle kaçak olarak okula dönüyordu. Istersen gerisini Mehmet'in kendisinden dinleyelim: ''Bu is bir zaman böyle sürdü gitti. Bir aksam, oyun bittikten sonra selama çiktik, bir de ne göreyim! En ön sirada okul müdürü Ali Teoman Bey oturuyor. Yapacak bir sey yok, renk vermedim, ama içimden 'Simdi hapi yuttun oglum Mehmet' dedim...'' **** Nitekim ertesi gün, daha ilk ders baslar baslamaz, Müdür Ali Teoman Bey, Mehmet'i odasina çagirtir. Bizimki içeri girer girmez de Ali Teoman Bey konusmaya baslar: - Bu is böyle devam edemez, çok utanç verici bir sey bu. Ben buna izin veremem. Mehmet ne diyecegini bilemeden dinler. - Her gece okuldan kaçip oyuna gitmek çok yakisiksiz, buna son vermek gerek. ''Bu is burada biter'' diye düsünür Mehmet. Tam o sirada Ali Teoman yeniden baslar: - Buna bir çare bulmak gerek. Düsündüm de, en iyisi ben sana oyun geceleri için bir izin kâgidi vereyim. Adam gibi o kâgidi gösterip kapidan çik git, sonra da temsil bitince vakitlice dön!.. Dikkat et, kontrol edecegim, oyundan sonra orada burada eglenme! Olay, her seyin bugünkünden daha siki oldugu, disipline bugünkünden daha degisik açidan bakildigi altmisli yillarin basinda geçmektedir. Iste bin dokuz yüz altmislar Türkiye'sinden, egitim sisteminden bir kesit. Görüyorsun Sevgili, bir baska Türkiye daha var. Ve ondan asla umut kesilmez. asirmen@cumhuriyet.com.tr |