| Bu Kin Ne Ise Yarar ? Tufan TÜRENC In Hürriyet 03/02/2001
ÖNCE iki Fransiz meslektasimin görüsleri üzerinde durmak istiyorum. Biri Liberation Gazetesi Dis Haberler Müdürü Marc Semo, öteki Le Monde Gazetesi dis politika yazari Marie Jego... Semo, soykirim yasasini saçma bir hareket olarak tanimliyor. Bu saçma olaya Türkiye'nin tepki göstermesine ise sasirdigini söylüyor. Türkiye'nin tepkisi bu yasayi ciddiye almasindan degil, dost bildigi bir ülke tarafindan soykirim yapmakla suçlanip mahkûm edilmesinden... Jego ise konunun çok daha derin ve önemli oldugunu söylüyor. Zaten Türkiye'nin isyani da buna. Üzücü olan bu kadar derin ve önemli bir konuyu Fransiz parlamenterler ile Cumhurbaskani'nin sadece diasporanin iddialarina dayanak karara baglamasi ve Türkiye'yi mahkûm etmesidir. Iki meslektasima söylemek istedigim, Fransa'nin yaptiginin dost bir ülkeye yakismadigidir. Türk ve Ermeni uluslari arasina düsmanlik tohumlari ekmek gibi bir çabanin öncülügünü Fransa yapmamaliydi. Türkiye'yi inciten budur. * * * Ben Fransiz lisesinde (Saint Benoit) okurken 1960'larin basinda yildizi parlayan Ermeni kökenli sarkici Charles Aznavour bizim idolümüzdü. Bütün okul ona hayrandik. Ermeni arkadaslarimiz gibi onu sever, içimizden biri gibi de benimserdik. Bu ufak tefek ama müzigiyle bir dev olan adamin basarilariyla gurur duyardik. Onun yasamini ezbere biliyorduk. Örnegin müzige çocuk yaslarda basladigini, 9 yasindan beri sahnelerde oldugunu, 1946 yilinda Paris'in kenar mahallelerinde bir gece kulübünde sarki söylerken ünlü sanatçi Edith Piaf'in dikkatini çektigini... Sonra 1960'a kadar bir türlü söhreti yakalamadigini, Piaf'in ünlü parçalarini besteledigini, sanatçinin 1951'de alkol batagina sürüklendigi zaman ona en güzel parçasi olan Plus Bleu Que Tes Yeuxyü besteledigini... Bu sarkida maviyi çok seven Piaf'a Gözlerinden daha mavisini görmedim diye seslendigini... Piaf gibi bir efsanenin Il Pleut-Rien de Rien-Il y avait-Jezebel gibi muhtesem parçalarini da o yazmis, bestelemisti. Ayrica elinden tutan Piaf'a borcunu fazlasiyla ödemesi bu küçük adami gözümüzde daha da büyütüyordu. * * * 1961'de yillarca müzigin hamalligini yapan küçük adam sonunda hak ettigi söhreti yakaladi. Alisilmadik sesindeki romantizmi belki de ilk kesfeden ülkelerden biri Türkiye oldu. Çünkü Türk insani Anadolu Ermenileri nedeniyle onu kendine yakin buluyordu. Kisa zamanda ünü bütün dünyaya yayildi. Ama nedense sonralari, 1970'lerde bu küçük dev adam Türk-Ermeni dostluguna hizmet edecegine, iki ulus arasinda kin tohumlari ekmeye çalisanlarin kampinda bir militan olarak yer aldi. Bu bizleri hayal kirikligina ugratti. Gençligimizin idolü bize ihanet etmisti. O artik Anadolu'da kader birligi etmis, yüzyillar boyu birlikte yasamis insanlar arasinda yeniden kin sokmak isteyen fanatiklerden biriydi. Bu davranisi tipki Fransa gibi bu dev sanatçiya da yakismadi. Tarihte kalmis aci olaylarin küllerini deserek Türk ve Ermeni halklarini birbirine düsman etmek kime ne kazandirir, kimin ne isine yarar? Iki ulus da birbirini sever. Dinlerimiz disinda geleneklerimiz göreneklerimiz, duygularimiz, öfkelerimiz, coskularimiz, asklarimiz, nefretlerimiz, kara saçimiz, kara kasimiz, kara biyigimiz, müzigimiz, mutfagimiz tipatip aynidir. Birbirine bu kadar yakin olan iki ulusu düsman yapma gayretlerini ben anlayamiyorum. Iste bunun için bir zamanlar hayran oldugum Aznavour'un bu davranisi beni sasirtiyor |