Bu ne biçim Fransa ?
Mümtaz Soysal Hürriyet, le 09/01/2001 GEÇENLERDE Fransiz Senatosu'nun kabul ettigi Ermeni soykirimi önerisi önümüzdeki haftanin sonlarina dogru Ulusal Meclis'e geliyor. Fransa, 1915 Ermeni soykirimini resmen tanir diyen bir önerinin nasil olup da öyle bir ülkede yasalastirilmak istenebilecegini anlamak zor. Baska yerlerdeki küçük politikacilarin kiytirik oy hesaplari dolayisiyla böyle islere kalkismalari anlasilir olsa da, Fransa açisindan pek öyle degil. Insan, ilkbaharda yerel seçimlerin yapilacagini, Marsilya, Lyon gibi kentlerde ve Paris'in Issy-les-Moulineaux semtine benzer yerlerde Ermeni kökenli seçmenlerin yogun oldugunu düsünse bile, bu çesit hesaplari Fransiz partilerine ve parlamentosuna yakistirmakta güçlük çekiyor. Çünkü, Türklerin gözünde Fransa, Kemalist cumhuriyet için de temel ilkelerden biri olan ulus kavraminin dogdugu yerdir. 1789'un ihtilalcileri egemenligi kraldan alip ulusa verdikleri zaman, o kavrami köken farklarini bilmek bile istemeyen cumhuriyetçi bir vatandaslik anlayisina oturtmuslardi. Böyle bir gelenegin mirasçilari, cumhuriyetin ilkelerini ve Fransa'nin ulusal kaygilarini bir yana itip etnik oy avciliginin pesine nasil düsebilirler? Yalniz, burada Fransa'nin ulusal kaygilari derken, öneri yasalasirsa Türkiye'yle diplomatik ve ekonomik iliskilerin görebilecegi zarar kastediliyor sanilmasin. Isin o yani, ayrica belirtilmeye degmeyecek kadar dogal. Öylesine dogal ki, Amerikan Kongresi, mutlak güçler ayriligina dayali bir baskanlik sisteminde bile, yürütmenin bu konudaki uyarisina uymak geregini duydu. Hayir, burada kastedilen, Fransa'nin bir hukuk devleti ve düsünce özgürlügü ülkesi olarak sahip oldugu imgeye iliskin kaygidir. Evet, hukuk devleti. Çünkü, öneri, Fransa'nin temel hukuk düzenine aykiriliklarla dolu. Parlamenterler, süfli oy hesaplari ugruna, kendi anayasalarinin ilkelerini nasil böylesine zorlayabilirler ve hükümet, önündeki hukuk yollarina basvurmadan, girisime katilmadigini belirtmekle yetinebilir? Bu sorulari abartili bulanlar, Paris Hukuk ve Ekonomik Bilimler Fakültesi'nin seref dekani olan ünlü anayasa hukukçusu Georges Vedel'ce kaleme alinmis 24 sayfalik rapora bakabilirler. Profesör Vedel, böyle bir önerinin yürütmeye ait bir dis iliski konusuna yasamayi karistirma ve anayasaca taninmayan meclis karari yetkisini dolayli yoldan kullanma anlamina geldigi düsüncesinde. Anayasa Konseyi'ne basvurulsa, büyük olasilikla anayasaya aykiri bulunur diyor. Ona göre, öneri gündeme bile girmemeliydi. Dolayisiyla, geçen defa o yola basvurma olasiligindaki caydiriciliktan yararlanmayan Fransiz hükümetinin, bu kez de, kurallarin elverdigi gibi yasama sürerken Anayasa Konseyi'ne gitmekten niçin hiç söz etmedigini anlamak da zor. Kayginin bir de düsünce özgürlügü yönü var ki, Fransa'nin evrensel görüntüsü için daha da önemli oldugundan onu ayri yazida ele almak gerekiyor. Bu kayginin Fransa'ya deger veren bir yabanciya kalmis olmasina üzüle üzüle. Böyle bir Fransa mi ? Hürriyet, le 10/01/2001
TÜRKIYE'yle ilgilenen bilim çevrelerinin yakindan tanidigi Profesör Bernard Lewis, Ermeni soykirimi üzerine yazdigi bir yazi yüzünden Paris'te açilan hukuk davasinda tazminata mahkûm edilmisti. Ünlü tarihçi, 1995'te verilen o kararda, Ermeni katliamini kabul etmekle birlikte, önemini ve gerisindeki amaci küçümseyerek, özellikle uluslararasi kuruluslarca ileri sürülen ortak degerlendirmeleri göz önünde bulundurmamakla suçlaniyordu. Uluslararasi sayginligi olan bir bilim adami için böyle bir mahkûmiyetin ve gerekçenin agirligini ve susturuculugunu kolaylikla tahmin edebilirsiniz. Fransa'da 1981 ve 1990'da çikarilan yasalar, Ikinci Dünya Savasi sonrasi kurulan Uluslararasi Nürenberg Mahkemesi'nin insanliga karsi suç saydigi fiillerin gerçekligini tartisma konusu yapmayi da suç sayar. Paris mahkemesi, Profesör Lewis'i mahkûm ederken, Almanlarin Yahudi soykirimi ile sözde Ermeni soykirimi arasinda denklik kurup sanki bu da öyle bir Nürenberg karariyla kesinlik kazanmis gibi hükme varmisti. Bu bile, Fransa bilim çevrelerini 1915'e Türklerden yana yorum getirmekten alikoyacak bir örnekti. Böyle olunca, simdi Ulusal Meclis'e gelen Ermeni soykirimi yasa önerisi yabana atilacak bir girisim sayilamaz. Tehlike, ciddidir. Ne önemi var; onlarin yasasiyla tarih degisecek degil; olsa olsa, o etnik kökenli Fransiz vatandaslarinin gönlünü almaya yönelik simgesel, platonik bir sey diyemezsiniz. Siz dersiniz de, Fransa'da Çikarilirken, ne hükümet karsi koymus, ne yargiya basvurulmus; böyle bir yasa, islevsel yani eksik diye hukuksal sonuç dogurmadan kalamaz diyenler çikar ve bu yasa yokken bile Profesör Lewis'i mahkûm eden zihniyet Ermeni soykirimi konusunda gerçegi bulmaya kalkisanlarin elini kolunu baglar. Fransa öncülük edince, dünyada olabilecekleri tahmin etmek zor degildir. Oysa, Descartes'larin, Pascal'larin, Voltaire'lerin ve Braudel'lerin Fransa'si, siyasal amaçli yasalarla akilci kuskuyu durdurmanin ve arastirmaci insanlari susturmanin degil, düsünce ve bilim özgürlügünün ülkesi olarak bilinir bizim buralarda. Yerel seçim telasina düsmüs partilerle politikacilarin tarih yazdigi nerede görülmüs ki, Fransa'da görülsün? Daha dogrusu, iyi bilinmeyen bir tarihin iç politika hesaplari ugruna kullanilmasina seyirci kalmak koca Fransiz devletine yakisan bir tutum mudur? Mustafa Kemal Türkiye'si, çok iyi bildigi, hatta yasadigi bir tarihi, Sykes-Picot pazarligi sonucu Irak'la Suriye'nin Ingilizlerle Fransizlar arasinda paylasimini, Fransiz üniformasi giydirilmis Ermenilerle Kilikya, Antep ve Maras isgallerini bile, yasayla perçinlenmis bir hinç kalintisina çevirmek söyle dursun, hemen kisa zamanda, 1921 Ankara Antlasmasi'yla, çok deger verdigi bir Fransiz dostluguna dönüstürebilmistir. Paris, Türkiye ve Ermenistan'la kurdugu iyi iliskileri Ankara'yla Erivan'i yakinlastirmakta kullanmanin yolunu küçük politikaci miyopluguyla uzak tarihe bakarak bulacak degildir herhalde. |