| La Mort de la France en Turquie Celik GÜLERSOY In Cumhuriyet 29/01/2001
Cumhuriyet ilk kez, bir yaziyi yabanci dilden bir baslikla yayimliyor. Bunda yarar vardi. Fransa'nin kendi dilinde bir ''animsatma''. Pierre Loti 'nin, yine bunalimli (buhranli) bir dönemde yayimladigi yürekli kitabinin, adini kisaltarak ve günümüze uyarlayarak (yani ''Sevgili Fransamiz'' deyimini çikararak!) yapilmis, özel bir basliktir bu. Özel. Çünkü Türkiyemiz de, tarihinin en mutlu, en onurlu dönemi olan cumhuriyetinin, en zorlu dönemini yasamakta. Bilelim ki, dertli dönemi, önce Türkiye'nin kendi yeni altyapisi hazirladi: Son 20-25 yilin ne kadar olumsuz iç kosullari varsa, yani kalabaliklasma, sagliksiz yerlesimlere yigilma, egitimsizlik, yanlis dis politikalar (Cezayir bagimsizlik savasi oylamasinda, emperyalist Fransa'nin yaninda yer alisimiz gibi), Avrupa'ya yerlesen Türk nüfusunun, çevreleriyle hiç uyumsuz yasamlari, durmadan disaridan borç isteyen (ve geçenlerde bunun bir ''ödülünü'' bile kabul eden) Türk ekonomisinin durumu gibi hastaliklar birike birike, bugünlere gelindi. Bugünlerin temelinde, bilelim ki, önce biz kendimiz variz! Bu iç yapiya, dis çemberin kendi kosullari da bir demir zirh geçirdi: Önce kendi dar ve pis seçim hesaplari , basrolü oynuyor. Sonra Tanri bilir, kisa vadeli çikarlari, konusuyordur: Türkiye'den bekledikleri siparislerin zaten gelmemesi (silah gibi ''okkali'' alimlarin ABD'ye gitmesi) gibi. Sonra yine belki, Türkiye içindeki birtakim hesapçilarin, bir kisim entellerin, güvencesini Bati'ya kullukta gören çevrelerin beyin yikamasi ile, her horlamaya karsi Türkiye'nin Avrupa Birligi kapisinda beklemesini sürdüren sabrina bir çizgi çekilip artik umudunu kesmesi için bir ders verilmesi... gibi etkenler. Bunlar, tarihte benzeri olmayan, akil disi ve bilim disi bir karara sürükledi Fransa'yi. Çok önemli, beklenmedik, olumlu gelismeler olmazsa bu karar, Fransa'nin Türkiye'de tükenisi anlamina gelir. Ama kesin olarak bilelim ki, önce Fransa ile sinirli kalmayan, sonra rastlantisal olmayan ve tek yüzlü-tek temelli hiç olmayan bir durumla karsi karsiyayiz. Avrupa küme'si karsisinda, -ve kuskusuz daha egemen- ikinci büyük odak olan ABD'ye gelince , bu ''süper güç'' , Türkiye'nin kendi etki alaninda kalmasi politikasini -tam bir bilardo ustasi gibi, istakasini hangi topa dokundurursa, onun hangi yuvarlaklari kosturacagini, Tanri hakki için çok iyi hesaplayarak- uyguluyor. Bu geleneksel ''patronumuz'' , iç kosullarinin gündeme getirdigi bir Ermeni tasarisini, Baskani'ni araya sokup engelleyerek Türkiye'nin yine gönlünü fethediyor ama, onun da eli, bir yerde bagli. Baskan, Türkiye hakli ve masum oldugu için degil, ABD çikarlari su sirada onu gerektirdigi için, tasarinin geri çekilmesinin altini çiziyor. Dis dünya, bu. Ve bu dünya ölçegi içinde, bunca ''yalniz kalmis'' bir ülke de, yok. ''Izole'' yer çok var ama, biz ne Ortadogu'nun bozkir bir çöl kabilesiyiz, ne de Okyanusya'da bir palmiye ve hurma adasiyiz. Avrupa'nin hemen esiginde ve en kalabalik, bir Balkan-Kafkas-Ortadogu devletiyiz. Bu ülkenin, 1930'lari yasamis biz yasli-çocuklarinin, en kaygili ve en mutsuz kesimi olusturdugunun, altini çizmek isterim. ''Basta bütün dünyanin saydigi baskomutan'' marsimizin coskulu, onurlu dizelerini animsatarak, sirf bir duygusallik etmek -ve de onunla suçlanmak- istemem. Ama II. Cihan Savasi bittikten az sonra, yani daha dün , yeni Almanya ile personel gezilerine baslayan Türkiye'nin, demiryolcularini Alman kentlerine yolladiginda, ekiplerimizin, ay-yildizli bayraklarla süslenmis her garda, bando-mizika ile karsilandigina tanik olmus bizlerin, bugünleri yasamasi, kolay degil. Onu demek istiyorum. Pekiyi, ne yapmali? Önce, ''ne yapmamali'' sorusuna bir karsilik arayalim: Bize zararli, hatta bize yararsiz ve her halde ilkel görüntülü her davranistan uzak durmaliyiz. Boykotlarda, kendi çikarlarimiz iyi hesaplanmali. ''Öfkeyle kalkip zararla oturmak'' , kendi atasözümüzdür. Bir üniversitemizin aceleyle aldigi karardaki gibi, Fransizca egitimi kaldirmak, en akil disi bir istir. Fransiz kültürü, bugünkü pis politikacilarinin tekelinde degildir, evrenseldir. Hatta Fransa ile bas etmek, dilini iyi ögrenmekten geçer. TV'lerimizin yansittigi ve ne anlama geldigini anlayamadigim davullu-zurnali oyunlar ise, ilkelligin sahidir. ''Ne yapmali'' sorusunun karsiligi ise, çok uzun bir liste olur. Sosyal ve ekonomik yapimizdaki bütün çarpikliklarin birer birer düzeltilmesine koyulmak diye de özetlenebilir. Son mali operasyonlarin, umut verici tek gelisme oldugunu bilelim. Bilmemiz -ve uymamiz- gereken en saglam dogru, bir ülkenin dis politikasinin da, iç bünyenin saglikligindan ayrilamayacagidir. Ülkelerin vücudu ve görüntüsü, dis prestijinin de temelini olusturur. Bu genel çerçeve içinde özel bir konu, Fransa'nin son tavrinda ön planda görüntü veren ''Ermeni kiyimi'' konusunda yapacaklarimizdir. Cumhuriyet'te yillar önce yazdigim gibi (8.7.1995) devletimiz, bu iste, bence bastan beri yanlis bir politika izledi: ''Ermeni soykirimi yoktur!'' Türkiye'nin bu iddiasina karsi her seferinde Bati TV'leri, ekranlara karsitlar tasidi ve kendi kamuoylarinin beynini, tek yanli yikadi. Bu inkâr politikasi yerine, söyle bir tezi savunsaydik, rahat ederdik: Rebeka'nin, borcunu dert eden kocasi Moiz'i rahatlatmak üzere pencereyi açip Mison'a, ''Sana borcumuz var, ama ödeyemeyecegiz!'' diye seslenmesi gibi: 1) Ermeni soykirimi, yer-yer olmus olabilir. 2) Kiyimi ve olaylari baslatan, Ermeni çeteleridir. 3) Onlari kullanan, Çarlik Rusyasi'dir. Günümüzde kim, Çarlik Rusyasi'ni savunuyorsa, üstlensin. 4) Olaylar ortalik güllük gülistanlik iken degil, bir Cihan Savasi'nin içinde geçmistir. Hangi devlet, hele savas içinde, kendisine çekilen bir hançeri, bir buket çiçekle karsilar? Tarihte böyle bir örnek var mi? 5) Cihan Savasi'nda sadece su kadar Ermeni ölmekle kalmadi, Osmanli'nin geri kalani, yani Türk'ü, Arnavut'u, Bosnak'i, Arap'i, Çerkes'i, ...milyonlarca genç de, günahsiz olarak öldü. Iktidardaki cunta, Sarikamis'ta 80 bin genci de, kara gömdü. 6) Savas suçlusu saydiklarinizi, Avrupa'da takir-takir zaten öldürdünüz. 7) En önemlisi, biz, Türkiye Cumhuriyeti'yiz. Imparatorlugu tasfiye ettik, hanedani da sürdük, ve o defterleri kapattik. Fransa Ihtilali ayni seyi -fazlasi ile- yapmadi mi? Böyle bir savunma için vakit geç degil. Bizden kimi entellerin aklina uyup arsivleri açmak ve ''olduydu-olmadiydi'' tartismasina girmek, ''batakliga davetiye çikarmak'' olur. Bunun yerine, yukarida basliklarini siraladigim konularin güncelligini koruyan birkaçinda, bilimsel kanitlar üretmek ve bunu yaparken, özellikle Bati'nin kendi kaynaklarina dayanmak, yapilmasi gereken en gerekli ve ''en uygar'' islerdendir. Bu tür ciddi tarih arastirmalari, Fransa'ya, çikarlari gerektirdiginde Türkiye'ye nasil dostluk ettigini de animsatabilir: Istiklal Savasimizin, daha basinda, Ankara'ya el uzatip Ingiltere ve Yunanistan'i nasil ortada biraktigi gibi. Üstelik o zaman Ermeni olaylari çok daha taze idi! Bati'nin tümüne karsi, söylenebilecek sözlerden biri de, su olabilir: Pis hesaplarinizi biraz bir yana birakip sizin de ne yapalim ki üstünde yasadiginiz gezegenin, gelecegine baksaniz? Tarihinde ilk kez, New York sallandi. Neler oluyor acaba. |