| Vive la France Aydin ERGÜN In Cumhuriyet 04/02/2001
Önce, Fransizca bilmeyenler için (ben de bilmem ya) basligin çevirisi: Yasasin Fransa!.. Simdi de ''Nerden çikti bu'' diye sorup ''Sen kasiniyorsun galiba'' diye ekleyenler için açiklama: Fransiz Ulusal Parlamentosu'nun ''Türkler 1915 yilinda Ermenilere soykirim uyguladilar'' anlamina gelen bir yasa çikarmasinin ardindan Türkiye'de patlayan tepkiler üstüne yazmak uzunca süre içimden gelmedi. Oldum bittim siyaset esnafinin tarihçi rolüne soyunup, çapsiz siyasi hesaplarla kararlar alip sonra da bunu ''tarihe not düsmek'' diye yutturmaya çalismalarindan tiksindim. 1914'te Fransa'nin da saflardan birinin basini çektigi ''dünya pazarlarini yeniden paylasim savasi'' nin kani dumani içinde halklarin birbirini bogazladigi tarih dilimi, siyaset esnafina birakilmayacak kadar aci, ciddi ve at izinin it izine karistigi yillardir. O korkunç savasin ikinci yilinda, 1915'te, pazardan pay kapmak gibi bir ufuklari ve güçleri bir yana, bizzat kendileri talan edilecek ''pazar'' in birer parçasi olduklari halde, silahlandirilip cephelere sürülen Anadolu halklarinin birbirlerini bogazladiklari da bir gerçek. Bunun için tarihçi olmaya, tarih biliminin inceliklerine basvurmaya gerek yok. Hâlâ yasayan taniklari var; artik yasamayan taniklarin agzindan dinlemis ''taniklik taniklari'' var. (Biri bu satirlarin yazaridir.) 18. yüzyilda Bati Avrupa'da baslayan uluslasma süreçlerine 19. yüzyilin sonuna dogru katilan, treni kaçirmamak için her türlü dis destege kollarini açan Balkan ve Kafkas halklari için üfürsen yikilacak ölçüde zayiflamis Osmanli Imparatorlugu hedef tahtasinin ortasindaydi. Bulgaristan, Yunanistan, hatta Sirbistan ''ulus-devlet'' leri bu sürecin basariya ulasmis meyveleri oldu. Çok halkli, uluslarüstü Osmanli Imparatorlugu'nun enkazindan fiskiran son ''ulus-devlet'' , Mustafa Kemal 'in önderlik ettigi Türkiye Cumhuriyeti oldu. Anadolu ve Rumeli topraklari üstünde yok olmamak için direnen Osmanli Imparatorlugu, ''ulus-devleti'' ni kurmak için baskaldiran Osmanli halklari (Bulgarlar, Yunanlar, Sirplar, Karadaglilar, Makedonlar, Ermeniler, Araplar, Arnavutlar) ile kapisti. 20. yüzyilin ilk çeyregi bu sürecin kanli sayfalariyla doludur ve kimse masum degildir . Tarih, tek bir kivilcimla birbirine giren, birbirini kavranmasi güç bir hunharlikla bogazlayan halklarin öyküleriyle dolu. ''Asya-Avrupa köprüsü'' Anadolu topraklarinin tarihi, bu öykülerin en yürek yakicilarina taniklik etti; sahne oldu. Birbirini bogazlamis, düne kadar kiz alip verdigi komsu halklarla aralarina kan girenlerin düsmanliklari uzun ömürlü oluyor. Bir iki yillik savasin serptigi düsmanlik tohumlari birkaç on yil, hatta bir yüzyil sürebiliyor. Olsun. Çok köklü düsmanliklar da olsa sorunun ve konunun taraflari yine de onlardir ve sadece örnegin ''1915 olayi'' ni tartisacak, didikleyecek, hesaplasacak, bunun bir ''soykirim'' mi, büyük çapli bir tehcir sirasinda kollari sivayan Yesil 'lerin, Çatli 'larin, ''Beyaz Kuvvetler'' in sistematik cinayetleri mi olduguna karar verecek olanlar yalnizca ve yalnizca Türkler ve Ermenilerdir...Ve elbette o can kirimlarinin yasandigi büyük savasin elebasisi Fransiz siyaset esnafi degildir. Üç bes Fransiz siyaset esnafinin, üç bes Ermeni kökenli Fransiz seçmeninin oyu ugruna ''hakem'' ve ''hâkim'' rolüne soyunmasi olsa olsa tiksindirir. O yüzden bu konuda tek satir yazmak bile içimden gelmedi. Fransiz siyaset esnafi ile bizim siyaset esnafi arasindaki içeriksiz kapismayi öfkelenerek seyretmeyi yegledim. Ama isin tadi, tepkinin endazesi kaçti. Fransiz siyaset esnafina yönelmesi gereken tepki bir halka, Fransizlara yöneldi. Voltaire 'in, Diderot 'nun, Victor Hugo 'nun, Marie ve Pierre Curie 'nin, Pascal 'in, Molière 'in, Albert Camus 'nün, Jean Paul Sartre 'in çocuklarina düsmanlik bizim kitabimizda yazmasa gerek. Eger ''soykirim yasasi maskaraligi'' mahkûm edilecekse bu, Fransiz halkina düsman olarak degil, nice özgürlük savaslarini kazanmis, nice demokrasi hamlelerine ebelik etmis Fransiz halki ile omuzdaslasarak basarilacak. O yüzden TRT'nin son bir haftadir Fransizca sarkilar çalinmasini yasakladigini görüp (bilip) inadina Edith Piaf 'tan, Jacques Brel 'den, Charles Aznavour 'dan ''chanson'' lar dinleyecegim. Bunu, paraya kiyip aldigim bir sise Fransiz sarabini yudumlayarak yapacagim. Yatmadan önce, Albert Camus'nün ne zamandir elime almadigim ''Yabanci'' sini okuyacagim. Bugünlerde bir tiyatro Molière'den bir oyun sahneliyorsa ne yapip edip bilet bulup izleyecegim. Dogum günüm yaklasiyor; kimi dostlarima, dogum günümde bana iyi bir Fransiz konyagi armagan etmelerini söyleyecegim. Hatta inadina inadina, bu Tirmik 'in basligini ''Vive la France'' koyacagim. Hatta koydum bile... |